DIR Return Create A Forum - Home
---------------------------------------------------------
Kötü Çocuklar Çetesi
HTML https://kotucocuklarcetesi.createaforum.com
---------------------------------------------------------
*****************************************************
DIR Return to: Kötü Çocuklar Çetesi
*****************************************************
#Post#: 2--------------------------------------------------
Kötü Çocuklar Çetesi
DIR By: suestillplaying
Date: March 5, 2014, 2:25 pm
---------------------------------------------------------
TANITIM
Yeryüzünde iki çeşit kötü çocuk vardır.
Biri seksi, havalı ve kötü çocuk imajlı ama
aslında içten küçük bir çocuk kadar korumasız ve
kırılmış olan.
Diğeriyse kalpsiz, soğuk, akıl almaz ve gerçekten
uzak durmak isteyeceğiniz pislikler.
Adını dahi bilmediğim O ve etrafındakiler
kesinlikle ikinci seçeneğe aitti.
Ben? Ben kesinlikle şu cici kızlardan değildim.
Asi de değildim. Sıradan bir kızdım
sanırım. Ya da her neyse.
Adım Almira Hanlı'ydı belki ama kimdim
bilemiyorum.
**
Hikayenin şarkısı Bullet For My Valentine'dan,
Tears Dont Fall, kesinlikle dinleyin.^^
#Post#: 3--------------------------------------------------
Kötü Çocuklar Çetesi ¤ 1
DIR By: suestillplaying
Date: March 5, 2014, 2:30 pm
---------------------------------------------------------
Kasım 2013 tarihli edit:
Merhaba, tanıtımı okuyup buraya geldiğine
göre sen de artık bir Silahşörsün!
Çeteye hoş geldin!
İşte başlıyoruz!
-1-
Şehrin gündüzleri bayıltıcı olabilen
sıcaklığı şimdiyse yerini serin bir
esintiye bırakıyordu. Babaannemle onların
açık balkonunda oturmuş dışarıyı
seyrediyorduk. Dedem, Ayaz'la birlikte
dışarıdaydı ve babam işinin geç
biteceğini söyleyip 'beni yemeğe beklemeyin' demeyi de
ihmal etmemişti.
Az önce ıslatıp kedilere attığımız
ekmeklerin yok oluşunu büyük bir keyifle izliyorduk.
Babaannem tüm yaz boyunca onların susuzluktan veya
açlıktan ölmesini engellemişti, o bir melektir,
gerçekten. Kediler dışında sokak neredeyse
boştu hatta araba filan bile geçmiyordu. Bu yüzden köprünün
altında oturan bir grup çocuk anında dikkatimi
çekebilmişti. Evsizler miydi, neden orda duruyorlardı?
Babaanneme döndüm. "Orda oturanlar kim?"
Yüzünü buruşturdu ve öfkeli bir sesle konuşmaya
başladı. "Esrarkeşler, pis hırsızlar.
Kafayı bulup oralara yatar bunlar. Her gün de olay
çıkarırlar. Çok uğraştık bunları
dağıtmaya ama hep başka bir çete
çıkıyor...." Babaannem öfkeyle saymaya devam ederken
grubu tekrar incelemeye başladım. Sanırım
yedi kişiydiler. Bundan emin olamıyorum çünkü saat
dokuza yaklaşıyor ve titrek sokak lambaları
dışında havayı aydınlatan bir şey
yok.
"Anaları babaları yok mu bunların?" dedim
kaşlarımı çatarak. Kim çocuğunun bu saatte
bir araba köprüsünün altında oturup kafayı
bulmasına izin verir ki?
"Doğurup doğurup sokağa atıyorlar." Bu sefer
sesi öfkeden çok acıma doluydu. Ben hala onlara bakarken
biri beni fark etti ve sırıtarak orta
parmağını havaya kaldırdı. Bu da ne
demek? Ne yaptım ki ben? Krem rengi
şapkasını ters takmış olan soluk siyah
tişörtlü bir çocuk -sanırım yanındaki ve
benim aramdaki diyaloğun farkında değildi- yine
beni fark etmeyen iki kişiyle beraber ayağa
kalktı ve sokağın öbür ucuna doğru
ağır adımlarla yürümeye başladı.
Eğer doğru görüyorsam şapkalının
yanındakiler kızdı! Bu saatte! Ot falan çekip bir
grup erkekle takılıyorlar ve aileleri bilmiyor! Benden
en fazla birkaç yaş büyük olmalılar. Nasıl bir
dünyada yaşıyoruz böyle?
Bana hareket çeken çocuğun ilgisini kaybetmiş
olmalıydım sanırım yanındakilerle
konuşmaya geri döndü. Bu iş bu kadar değildi ama.
Bu kadar kolay değildi. Oturduğu yerde uyuklayan
babaanneme döndüm. En fazla bakkala gittim derdim.
Merdivenlerden aşağı inip köşeye doğru
yürürken her bir hücrem 'evine geri dön!' diye
bağırıyordu ama ben ilk defa adrenalini
kanımda bu kadar yoğun hissediyordum. Soluk gri eski
bir tişört giymiş olan çocuğa
yaklaştım.
"Onu bana mı yaptın?" Gülerek ayağa kalktı,
boyu benden kısaydı. Dişleri çarpıktı
ve çürük doluydu. "Evet. Bir sorunun mu var? Daha gerçeğini
mi istiyorsun yoksa?"
Arkadaki çocuklar gülüşürken öfkeyle tısladım.
"Hemen benden özür dile!" Oturanlardan biri daha ayağa
kalkarken kahkaha atıyordu. "Senin gibi tatlı bir
kızın bu saatte burda ne işi var?"
Dişlerinin daha düzgün görünüyor olmasına rağmen
iki metrelik boyuyla gözümü korkutmuştu. Hem cidden ben
burda ne yapıyordum ki? Gecenin bir yarısı dört
erkekle birlikte köprünün altındaki çimlerin üstünde.
"Benden özür dileyeceksiniz." dedim ama sesim oldukça zayıf
çıkmıştı. Sadece gülmeye devam ettiler.
"Eminim güzel bir tadın vardır." dedi gri
tişörtlü dudaklarını yalayarak. Şimdi ne
halt edecektim? Koşmalıyım. Evet Almira,
koş, uzaklaş!
Geriye adımımı atmamla dev olanın koluma
yapışması bir oldu. "Bizden
sıkıldın mı hayatım?" Kolumdaki eline
daha da yüklendi. "Bana cevap ver!" Ağlamamak için kendimle
savaşırken gri tişörtlü kahkahasını
bastırıyordu. Bu sırada arkadan otoriter bir ses
duyuldu.
"Onu bana bırakın beyler." Öne çıkınca
yüzünü görebildim. Krem rengi şapkalı çocuk!
Teşekkür ederim, teşekkür ederim! Gri tişörtlü
ona çıkıştı. "Kendi ayağıyla bana
geldi abi, hayır bırakmıyorum."
"Evet Şafak, bırakıyorsunuz. Hepiniz." O adi
pisliğin adı Şafak mıydı? Dev olan
çocuk bile şapkalıyı dinleyip çoktan
morarttığı kolumu serbest bıraktı.
Diğerleri de homurdanarak ayağa kalktı ve
şükürler olsun ki uzağa doğru yürümeye
başladılar. Derin bir nefes almak için çok mu erkendi?
Krem rengi şapkalı -sanırım
şapkası aslında beyazdı ama kirden ve tozdan
kreme dönmüştü- onlardan biri miydi, değil miydi? Beni
sağlam kolumdan tutup oldukça ıssız görünen bir
yolda sürüklemeye başladı. Aklıma kaçmak için
karşıdaki kafeyi not düşerken bir anda durdu ve
bana döndü.
"Aklından ne geçiyordu seni aptal?"
#Post#: 4--------------------------------------------------
Kötü Çocuklar Çetesi ¤ 2
DIR By: suestillplaying
Date: March 5, 2014, 2:39 pm
---------------------------------------------------------
-2-
"O piç bana saygısızlık etti!" Sesim
çatallaşmamış, gözlerim dolmamıştı
ve şu ana kadar iyi gidiyordum. Ah eve döndüğümde
babaanneme ne diyecektim? En az diğerleri kadar kötü
görünen -ve kokan- çocuk şapkasını
çıkardı ve kirden yapışmış gece
karası saçlarını eliyle
karıştırdı. Gözleri beni dövecekmiş
gibi bakıyordu. Ela, vahşi ve gösterişli gözleri
vardı.
"Sana zarar veremeden seni bulduğum için
şanslısın seni aptal kız."
"Ben aptal biri değilim!" diye
çıkıştım. Sürekli bana öyle seslenmesi
sinirime dokunuyordu. "Evet öylesin." dedi tükürür gibi.
"O piçlerden bir farkın yokmuş!" dedim
bağırarak.
"Onlar benim ailem, aptal."
"Bana bir daha aptal dersen fena olacak!" Küçümseyici bir
kahkaha attı. "En fazla ne yapabilirsin ki?" Elini tutup
dirseğini ters çevirirken "Bu mesela," dedim.
Dişlerini sıkmıştı ama
bağırmadı. "Daha birkaç numaram daha var." Ben
kendimle övünürken cebinden hiç de küçük olmayan bir çakı
çıkardı. "Bir de şimdi dene hadi." Gözlerimin
korkuyla açıldığını fark etse de ödün
vermedim. "Neden beni kurtardın? Cüzdanımdaki
paraları tek başına yemek için mi?"
"Ben hırsız değilim." Sesi sakin ve monotondu.
Benimkinin aksine..
"İnsanlar öyle demiyor ama!"
"Cehenneme kadar yolun var."
"Sen cennete gidiyorsan ben oraya gelmem zaten!" Benim bu
çocukça lafım onu gerçekten güldürmüştü. "Hayır
aptal kız, gelirsin." dedi. Çarpık ve hoş bir
gülüşü vardı ama bu çöp tenekesine
batırılmış gibi koktuğu gerçeğini
değiştirmiyordu. Utanmasam elimle burnumu
kapatabilirdim.
"Evime gidebilir miyim?" deyince bana dik dik baktı. "Bir
daha kötü çocuklara bulaşma."
"Sana ne ki?" dediğimde sinirlenmemek için nasıl bir
çaba harcadığını görebiliyordum.
"Başımıza bela açabilecek bir kıçın var
ve ben ceset saklamada iyi değilim, anlıyorsun ya?"
Şaka yapıyor değil mi? Lütfen biri bana öyle
olduğunu söylesin. Suratı o kadar ifadesiz ve ciddi
duruyor ki, ah lanet olsun!
Resmen koşarak ordan uzaklaşırken bir daha kötü
çocuklara asla bulşamayacağıma dair kendime söz
verdim. Zili çalmadan eve girmeye çalışırken
neyseki anahtarları şıngırdatmadan cebime
atmayı başarmıştım. Babaannem hala
bıraktığım yerde duruyordu. "Kuzuum, uyan
hadi." dedim. O da beni böyle uyandırırdı.
Babaannem bizi terk eden annemin aksine oldukça anaç ve sevecen
bir kadındır.
"Gece uyuyamayacaksın bak." dedim yanaklarını
sıkarken. Bu sırada zil çalmaya başladı. Ya
babam ya da büyükbaba ve Ayaz olmalıydı.
Kapıyı açıp "Merhaba baba, hoşgeldin."
derken o manyakların yanında biraz daha esir kalsam
neler olabileceğini düşünüyordum. Ya da o ela gözlü,
pasaklı çocukla.
Beni kurtarmıştı belki ama en az diğerleri
kadar da dehşete düşürmüştü. Babamın sesiyle
aklımdakilerden sıyrıldım. "Babaanneyle
büyükbaba burda mı?" Olanların şokunu sonuna
kadar yaşasam da normal davranmak zorundaydım.
"Babaannem uyuyor. Büyükbaba, Ayaz'la dışarda."
"Tamam, şunları al da dolaba yerleştir
kızım." Elindeki poşetleri alıp içeri
geçtim. Buzdolabıyla işim bittiğinde valizimi
bulup içinden birkaç parça kıyafet çıkardım ve
banyoya doğru ilerledim. İlk başta ılık
olarak açtığım suyu sonradan tamamen soğuk
yapmaya karar verdim. Zihnim şoktaysa bedenim de şokta
olsun bari. Ever bu kadar saçma bir insanım.
Saçlarımdaki köpüğü kabartırken bir anda
aklıma ela gözlü çocuğun söyledikleri geldi.
Bir daha kötü çocuklara bulaşmayacaktım..
Zaten niye en başından böyle bir şeye
kalkışmıştım ki? İç sesim
esneyerek saymaya başladı.
Can sıkıntısı, adet öncesi dönem, güneş
çarpması.. "Tamam anladık," diye geçirdim içimden.
İç sesim genelde saçmalığın daniskası
olsa da doğru söylüyordu bu sefer. Bu geceki saçma
davranışlarımın bir açıklaması
yoktu. Ela gözlünün dediği gibi, aptal bir kız gibi
davranmıştım. Aklımda canlanan anı bu
sefer annemdendi.
"Aptal kızını benden uzak tut!" Yıllar beni
elbette alıştırmış,
olgunlaştırmıştı.
Ağlamıyordum sadece kalbimde siyah bir boşlukla
yaşıyordum artık.
Ben, Almira Hanlı yalnız, annesiz ve aptal bir
kızdım.
#Post#: 5--------------------------------------------------
Kötü Çocuklar Çetesi ¤ 3
DIR By: suestillplaying
Date: March 5, 2014, 2:40 pm
---------------------------------------------------------
3-
Son birkaç gündür dehşete kapılmış bir halde
evin içinde ordan oraya koşturduğum gerçeğini
görmezden gelirsek -ki öyle yapıyorum- iyiyim,
sanırım. Diğer yandan geceleri en fazla iki saat
uyuyabiliyorum ve bu bedenimi bir hayli yorgun düşürdü.
Müziğin sesini en alt seviyeye getirip telefonumdaki en
bayık şarkıyı açtıktan sonra kendimi
yatağıma attım. Bir grup manyağa
çatmamın üzerinden dört gün geçmişti. Sadece iki gün
daha dayanmalıydım sonra babam ve Ayaz'la sessiz,
yalnız ve abartılı evimize geri dönecektik.
Sadece 48 saat kalmıştı.
Yüreğimi aniden bir korku kapladı. O piç beni evime
kadar takip ederse ne yapardım?
Ya, evet, çünkü son birkaç gündür ne zaman balkona çıksam
onu bir köşede sinsice beni izler halde görüyordum. Ela
gözlünün dediğine göre adı Şafak'tı.
Çarpık dişleri ve korkutucu akan siyah,
kısık gözleri vardı. Perdeyi açsam büyük
ihtimalle onu yine sokağın başında
görecektim. Altıma etmemek için harcadığım
çaba inanılmazdı. Tek kelime, dehşet. Beni
dehşete düşürmüştü. Kendimi kurtarmak için bir
yol bulmalıydım. Bir çözüm bir kaçış...
Belki de babama olanları anlatıp o piçler
hakkında mahkeme kararı çıkartmalıydım.
Babam şehrin hatta bölgenin en iyi avukatıdır.
Düşünsenize hangi mahkeme boşanmanın
ardından çocukları anneye değil de babaya verir
ki? Bu onun yeteneğini fazlasıyla
kanıtlamıyor mu?
Anne demişken, benim bir annem yok. 4. sınıfta
babam ve abimle şehrin diğer ucuna
taşınıp yeni bir hayat kurduğumuzdan beri
onu görmedim. Sanırım şehirden
taşındı. Onunla ilgili anılarımın
sayısı parmaklarımın sayısından
daha az ve hiçbiri mutlu değil. Onu özlemedim.
Hem baksanıza babam gibi muhteşem biri varken hangi
mahkeme iki küçük çocuğu psikopat bir kadına
bırakır ki? Tamam onun hakkında düşünmeye
son veriyorum. Şu kötü çocuklar çetesi hakkında ne
yapacağıma karar vermeliyim. Pekala, seçeneklerim
neler?
Hey, baba, şöyleki kızın gecenin bir
yarısı dört sokak çocuğuna sataştı.
Krem rengi şapkalı çocuk onu dev olandan kurtardı
ama kızın ona da meydan okudu ve çocuk
kızına çakısını çekti.
Ve ayrıca piçin biri son dört gündür her
adımımı izliyor.
Unut bunu. Ona anlatamayacağıma göre polise de
gidemem, lanet olsun ne halt edeceğim?
Tek kelimesini bile dinleyemediğim ve uyumama gram
yardımı dokunmayan şarkı birterken
babaannemin odanın kapısını
çaldığını fark ettim.
"Büyükbabaya maden suyu al Almir." Tuhaf adımı her
şekilde kısaltmaya bayılıyor.
"Ayaz alsın ya." dedim. Dışarı çıkmamak
için ödümün koptuğunu bilmesinin yerine isyan ediyorum
sanabilir. Bununla yaşayabilirim. "Spora gitti kuzum."
Spormış, peh! Spor dediğin basketboldur,
voleyboldur. Bizim salak her hafta ya dayak yiyip ya da
birilerinin gözünü morartıp eve dönüyor. Tek iyi yanı
bana birkaç hareket öğretmesi. Ela gözlüye
yaptığım gibi mesela.
"Balkondan kova filan sarkıtsak?" dedim
aşağıya inmemek için. "Benim belim
ağrıyor kuzum gel sen hallediver."
Dışımdan oflarken vicdanımsa
sızlıyordu. "Olur Sitare Sultan." dedim ayağa
kalkarken. Paytak adımlarla balkona doğru yürüdüm
babaannem de yemek hazırlamak için mutfağa geçti. Bir
kağıda '2 sade maden suyu' yazıp parayla birlikte
kovanın içine atarken aşağıdaki
insanları inceliyordum. Ordaydı işte. Sağ
çaprazımda iki blok öteden beni izliyordu. Kovanın ipi
elimden kayınca pat diye aşağı düştü.
Aşağıda bakkal "Yavaş ol kızım!"
diye tıslarken ben onu düşünemeyecek haldeydim. Bakkal
öfleyerek kağıdı ve parayı alıp içeri
girdiğinde Şafak hala beni izliyordu ve ben
olduğum yerde donup kalmıştım.
İğrenç sırıtışı
suratında yayılırken bir an için düşünmeyi
bıraktım ve tıpkı bana geçen gün
yaptığı gibi orta parmağımı havaya
kaldırdım. Sırıtışı
suratından silinirken amacıma
ulaşmıştım. Bu sefer donup kalma
sırası ondaydı.
Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru
fırlattığında erken sevindiğimi
anlamıştım. Ela'nın çakısı havada
süzülerek üstüme hızla gelirken kendimi sola attım.
Çakı balkondan geçip salon camlarından biri
kırmıştı. Suratındaki ifade içimde onu
öldürme isteği uyandırıyordu. Kırılma
sesini duyan babaannem yaşına rağmen koşarak
gelmişti. "Almira!" Bana tam adımla sadece böyle
durumlarda seslenirdi. "Ne oldu böyle kızım?"
"Benim hatamdı, üzgünüm." Alttan bağıran
bakkalı duymamak imkansızdı. "Bugün sen de bir
haller var kızım, dikkat et de kendini öldürtme."
Sağol Sami Amca ya, ben bunu bilmiyordum zaten.
Babaannem sakın yere basma, deyip önüme bir çiftlik terlik
uzattığında Şafak hala
saklandığı yerden beni izliyordu. Eğer yana
eğilmesem bana isabet edecekti! Beni öldürecekti!
Son birkaç gündür içimde tuttuğum yaşlar dökülmeye
başlarken babaannem yerin halini umursamadan
kırıkları terliğiyle ezip bana
sarıldı. "Sorun değil hayatım, sorun
değil." Camı kırdığım için
ağladığımı sanması yine
vicdanımızı sızlatıyordu bugün.
Gözyaşlarımı sildim.
Liderleri Ela Gözlü olmalıydı değilse bile
hepsine sözü geçiyordu. Ela'yla konuşacaktım ve o piç
bir kez daha yanıma yaklaşırsa polise gidecektim!
İsimsiz ihbar falan bile yapabilirim..ama önce Ela Göz..
Büyükbabam esneyerek balkona geldiğinde aklımdakileri
unutturmuştu. "Neler oluyor Sitare?"
"Vileda, cama çarptım yeri silerken,
kırıldı."
"İçerde vileda görmedim."
"Kaldırdım Süleyman!"
"E ilahi Sitare onu götüreceğine kırıkları
temizleseydin ya önce?" Babaannemin benim için yalan söylemesi
içimde bir şeylerin kopmasına neden olsa da
onların bu hali beni geldürmüştü.
Büyükbabam bana döndü. "Kızım, sen iyisin ya?"
"Evet büyükbaba, iyiyim." Hayır, az kalsın ölüyordum.
Ela Gözlü'yle konuşacaktım. O olsun ya da olmasın
ona bunu ödetecektim!
*****************************************************
Page 1 of 1