URI:
   DIR Return Create A Forum - Home
       ---------------------------------------------------------
       kitap
  HTML https://kitap.createaforum.com
       ---------------------------------------------------------
       *****************************************************
   DIR Return to: Ek Çalışmalar
       *****************************************************
       #Post#: 254--------------------------------------------------
       Ra Alemi
       By: yazar Date: December 23, 2021, 12:01 am
       ---------------------------------------------------------
       [center]İnfitâr Suresi 82/6:[/center]
       [center][font=times new roman]يَٓا
       اَيُّهَا
       الْاِنْسَ&
       #1575;نُ
       مَا
       غَرَّكَ
       بِرَبِّكَ
       الْكَر۪يم&
       #1616;ۙ[/font]
       Ey insanlık! İkram ve Lütuf Sahibi (Kerîm) olan Rabbin
       kapsamında seni (kibirle) isyana sürükleyip/aldatan da
       nedir?[/center]
       Burada belirtilen husus, insanlığın bir
       parçası olduğu eko-sistemi yeterince idrak etmemesi ve
       kendi heva ve kurgularına kapılmasıdır.
       İnsanların yaşamlarını sürdürmek için
       bünyesine kattığı ve gerekli olan bütün besinler,
       gökten inen suyla, yerden biten meyve ve sebzeler ile yahut
       yaratılmış hayvan âlemi
       aracılığıyla kendisine çömertçe
       sunulduğu halde, insan nankörce davranış sergiler
       ve kendisini gurura kaptırıp, doğayı talan
       ederek kendi varlığını her şeyden üstün
       görme hatasına düşer.
       Lâkin insanoğlunun üzerinde Melekût (YHWH) âleminin
       baskın gücü hakimdir. Genellikle biz bunları,
       doğa olayları veya âfetler olarak gözlemleriz. Yâni
       melekût âleminin cezalandırmaları şeklinde süre
       gelen hadiseler silsilesi. Bu duruma misâlen yangınlar
       (ateş), yıldırımlar (elektrik
       çarpması), seller (su baskını),
       kasırga/hortum/fırtınalar (hava olayları),
       zelzele, heyelanlar (toprak kaymaları) vb. gösterilebilir.
       İnsanın dünyada bulunma sebebi, mal mülk veya
       krallık/hükümdarlık elde etmek değildir.
       İblisle şeytan, "sonsuz bir mülk ve hükümdarlık
       istemez misin!?" yalanıyla, adem ve havvayı
       kandırıp bahçeden çıkarılmasına neden
       oldukları kitaplarda açıkça belirtilir. Burada
       olmamızın sebebi biraz komplike gibi gözüksede şu
       şekilde özetlenebilir: Yaşamı okumamızı
       sağlayan arınma ve güncellenme platformu. Ne
       yazık ki insanoğlu bu detayları, hem
       Allah'ın gönderdiği kitaplardan hem de fıtrat
       üzerinden yâni yaratılmış varlık âlemini
       iyice özümseyerek okumadığı için, tabiatı
       tahrip eden hatalı davranışlarının
       sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.
       [center]
  HTML https://i.ibb.co/Z2CW04y/ra-alemi.jpg[/center]
       İnsanoğlunun üzerinde daha kuvvetli olan melekût
       yapısı ve her boyutta, o yapıya hükümdar
       olan/yöneten ve yönlendiren bir baş melek/melik mevcuttur.
       İlaveten 7 meliğin semaları idame etme
       şekli, her boyutun kendine has melekût yapısı
       içerisinde, 7 kat semalar/boyutlar düzleminde ve Allah'ın
       direktifleri doğrultusunda gerçekleşir. Kur'an-i
       anlatım şekliyle, bu boyutlara "âlemler" ismi
       verilmişitir ve bu âlemde, dünyanın bulunduğu
       kapsam, sarı rengin hükümdarlık sürdüğü Raguel’in
       boyutu/Ra âlemi'dir. Tüm âlemlerin üstünde tek
       yaratıcı olan ve her şeyi emriyle idame eden
       Allah, yaratmış olduğu varlık âlemlerini güç
       ve yetki verdiği baş melekler kapsamında yönetir.
       Kur'an-i diğer bir anlatım detayı ise "Biz"
       ifadesidir. Bu ifadenin açılımı: Allah'ın
       emriyle bir arada giden baş melekler ve onların
       yönlendirdiği melekût yapısıdır. Ayrıca
       Allah'ın emri, kitap verilmiş nebîlerin kalemlerinde
       veya konuşmalarında tezahür eder. Yâni Allah'ın
       gönderdiği emirler, peygamberler
       aracılığıyla defaatle geldikleri kavimlere
       iletilmiştir. Peygamber gelir ve gerçek kapsamındaki
       doğru bilgiyi ve yapılması gereken direktifleri
       iletir. Bu durumunun anlaşıması basittir.  Bu
       ayrıntıyı, Kur'anda Muhammed a.s.'mın
       kaleminden, İncillerdeki isa'nın bağzı
       sözlerinden, Yahya a.s.ma verilmiş Ginza'dan, ya da
       Tanakh'ta mecut olan yazılı metinlerin içinde
       görebilirsiniz.
       Bu müteşâbih durum, aynı baş meleklerin emri
       aldıklarında ve yerine getirdikleri zamankine benzer.
       Emir gelir, ve Allah'ın isteği doğrultusundaki
       işleyiş ortaya çıkar. Ama bu detay, ne
       peygamberleri ne de baş melekleri İlah yapmaz. Allah
       bizlere, baş melekleri yüceltmeyi veya onlardan bir
       şey dilemeği bile yasak kılmışken,
       tarikat şeyhlerinin Allah ile birey arasında
       aracı olduklarını söylemeleri, hatta insanlara
       şefaat ediceklerini dile getirmeleri, tamamen Kur'an
       dışı bir şirk dininin tezahüründen
       başka bir şey değildir.
       [center]Fussilet 41/37:
       [font=times new roman]وَمِنْ
       اٰيَاتِهِ
       الَّيْلُ
       وَالنَّهَ&
       #1575;رُ
       وَالشَّمْ&
       #1587;ُ
       وَالْقَمَ&
       #1585;ُۜ
       لَا
       تَسْجُدُو&
       #1575;
       لِلشَّمْس&
       #1616;
       وَلَا
       لِلْقَمَر&
       #1616;
       وَاسْجُدُ&
       #1608;ا
       لِلّٰهِ
       الَّذ۪ي
       خَلَقَهُن&
       #1617;َ
       اِنْ
       كُنْتُمْ
       اِيَّاهُ
       تَعْبُدُو&
       #1606;َ[/font]
       O'na ait işaretler: Gece ve gündüz, güneş ve
       aydır. Ne güneşe ne de aya secde
       etmek/üstünlüğünü kabul etmek (diye bir şey) yoktur.
       Onları tasarlayıp/yaratan Allah'ın
       üstünlüğünü kabul edin de, O'nun için değer ve emek
       üretip/ibadet edebilesiniz.[/center]
       
       Kitapların idol ve nefsi konularda bulunduğu tenkit ve
       uyarılara rağmen şirk ve ondan gelen inanç
       türevleri insanlığı hüsrana uğratan
       diğer önemli bir husustur. Tevhîd kelimesinin
       zıddı manasına gelen şirk: ortak
       koşan/ortaklık demektir. Hatta türkçede
       kullandığımız şirket sözcüğü de bu
       kelimeden gelir. Birden çok ortağın bulunduğu
       tüzel yapı. İlaveten Kur’ân-ı Kerîm’de bugünkü
       tarikatlardaki veya tasavvuftaki gibi bir hulûl inancı,
       yâni Allah'ın insanda tezahür etmesi diye bir şey
       yoktur ve malesef bu şirke götüren büyük günahın
       affedilmeyeceği açıkça belirtilmiştir.
       [center]Nisâ 4/116:[/center]
       [center][font=times new
       roman]اِنَّ
       اللّٰهَ
       لَا
       يَغْفِرُ
       اَنْ
       يُشْرَكَ
       بِه۪
       وَيَغْفِر&
       #1615;
       مَا دُونَ
       ذٰلِكَ
       لِمَنْ
       يَشَٓاءُۜ
       وَمَنْ
       يُشْرِكْ
       بِاللّٰهِ
       فَقَدْ
       ضَلَّ
       ضَلَالًا
       بَع۪يدًا[/font]
       Şüphesiz Allah kendisine ortaklar izafe edilmesini
       bağışlamaz, bundan az olup/diğer alt
       günahları (da) yaşamda kılıp/şirkten
       mesafeli durmayı seçen kişi için
       bağışlar. Ve her kim Allah'a ortaklık izafe
       ederse, derin bir sapkınlığa/dönüşü olmaz
       bir karanlığa batmış olur.[/center]
       Şirk, geçmişten bu yana devam eden sapkın bir
       inanç şeklidir. Bu inatçı inancın
       başlangıç noktası hep aynı olmuştur.
       Gelen peygamberlere karşı çıkanlar,
       başlangıçta dedikodu, karalama ve iftira üretmiş
       ve daha sonrasında şirk dinlerini devam ettirmek üzere
       onları yücelterek kendi inançlarını muhafaza
       etmeye çalışmışlardır. Allah'ın
       gönderdiği her nebî ve resul, yüceltilmiş isimlerle,
       varlık âleminde görülen güneş, ay ve
       yıldızlara istinaden yapılan insanvarî putlarla,
       ya da Allah'a ortaklık veya aracı olduğu iddia
       edilen her türlü fizikî ve düşünsel putla
       çarpışmıştır.
       Müşrikler, yaşadıkları âlemi düzgün okuyup
       anlamadıkları ve kafalarında kurdukları
       şirk yapısı nedeniyle, Rablerine karşı
       samimi duygu ve düşüncelerini kirleterek yitirirler.
       Allah'a tam manasıyla güven duymadıklarından
       dolayı, kendi kafalarındaki Allah
       anlayışı onlar için asla kafî olmaz.
       Oluşması gereken güven duygusu ise, eko-sistem
       içerisinden elde edilecek karinelere bağlı olması
       gerekirken, sadece eskiden gelen örf/adet ve ecdadlarına
       izafe edilen söylentilere ve kabullere
       dayandırılır. Bu yanlış istikamette
       oluşturulan bir kültürü meydana çıkarır ve birçok
       sosyal soruna neden olur. Ve müşriklerin
       kullandıkları formul hep aynıdır. Allah +
       peygamber + kutsanmış kişiler/yüceltilmiş
       isimler + evliyalar + ruhban sınıfı vb. Zaten
       Allah'ın yanına bir tane isim/kişi veya
       varlık izafe edildiği takdirde, gerisi gelir ve ortaya
       birçok isime dayandırılan kabullerin
       oluşturduğu şirk yapısı ortaya
       çıkar.
       Eğer onların herhangi bir kuvveti/kerameti
       olsaydı, selleri durdur, yangınları söndürür veya
       depremleri dindirmezler miydi? Veya hayalî panteon
       kurguları içinde ortak koştukları kutupları,
       gavsları ve diğer şeytan evliyaları herhangi
       bir otorite sahibi olsalardı, onlara yardıma
       koşarak felaketleri başlarından savmazlar
       mıydı?
       [center]Yûsuf 12/105-106:[/center]
       [center][font=times new
       roman]وَكَاَيّ&#
       1616;نْ
       مِنْ
       اٰيَةٍ فِي
       السَّمٰوَ&
       #1575;تِ
       وَالْاَرْ&
       #1590;ِ
       يَمُرُّون&
       #1614;
       عَلَيْهَا
       وَهُمْ
       عَنْهَا
       مُعْرِضُو&
       #1606;َ
       وَمَا
       يُؤْمِنُ
       اَكْثَرُه&
       #1615;مْ
       بِاللّٰهِ
       اِلَّا
       وَهُمْ
       مُشْرِكُو&
       #1606;َ[/font]
       Semalarda ve yeryüzünde nice işaretler vardır ama,
       algılarını çevirip/(onlara) dönüp bakmadan
       yakınlarına uğrayıp/geçip giderler.
       Onların çoğu şirk koşarak/müşrik haline
       gelmeden Allah’a güvenmez![/center]
       *****************************************************