DIR Return Create A Forum - Home
---------------------------------------------------------
kitap
HTML https://kitap.createaforum.com
---------------------------------------------------------
*****************************************************
DIR Return to: Ek Çalışmalar
*****************************************************
#Post#: 253--------------------------------------------------
Ümmilik ve Okuma Yazma Bilen Peygamber
By: yazar Date: December 23, 2021, 12:00 am
---------------------------------------------------------
Ümmîliğin açıklaması:
Sözlükler “Ümmî” kelimesinin “el-ümm” kökeninden geldiğini
yahut “el- ümmet” kökünden türemiş bir sıfat
olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda“el-ümm: ana, bir
şeyin aslı olan, temeli” anlamlarını
teşkil etmektedir. “el-ümmet”, topluluk,insan grubu
anlamını taşımaktadır.
Kur'an peygamberimize indirilen/vahyedilen kitaptır ve
Kuran-ı bizzatihi Muhammed a.s. kaleme
alıp/yazmıştır.
Öncelikle ana manasından başlıyalım ve
kurandan İslam ümmetini görelim,
Enbiya 21/48-92:
[font=times new
roman]ولَقَدَ
اٰتَيْنَا
مُوسٰى
وَهٰرُونَ
الْفُرْقَ&
#1575;نَ
وَضِيَاۤء&
#1611;
وَذِكْرًا
لِلْمُتَّ&
#1602;۪ينَ
اَلَّذ۪ين&
#1614;
يَخْشَوْن&
#1614;
رَبَّهُمْ
بِالْغَيْ&
#1576;ِ
وَهُمْ
مِنَ
السَّاعَة&
#1616;
مُشْفِقُو&
#1606;َ
وَهٰذَا
ذِكْرٌ
مُبَارَكٌ
اَنْزَلْن&
#1614;اهُ
اَفَاَنْت&
#1615;مْ
لَهُ
مُنْكِرُو&
#1606;َ
وَلَقَدْ
اٰتَيْنَا&
#1764;
اِبْرٰه۪ي&
#1605;َ
رُشْدَهُ
مِنْ
قَبْلُ
وَكُنَّا
بِه۪
عَالِم۪ين&
#1614;
اِذْ
قَالَ
لِاَب۪يهِ
وَقَوْمِه&
#1770;
مَا هٰذِهِ
التَّمَاث&
#1770;يلُ
الَّت۪يۤ
اَنْتُمْ
لَهَا
عَاكِفُون&
#1614;
قَالُوا
وَجَدْنَا&
#1764;
اٰبَاۤءَن&
#1614;ا
لَهَا
عَابِد۪ين&
#1614;
قَالَ
لَقَدْ
كُنْتُمْ
اَنْتُمْ
وَاٰبَاۤؤ&
#1615;كُمْ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
قَالُوۤا
اَجِئْتَن&
#1614;ا
بِالْحَقّ&
#1616;
اَمْ
اَنْتَ
مِنَ
اللَّاعِب&
#1770;ينَ
قَالَ
بَلْ
رَبُّكُمْ
رَبُّ
السَّمٰوَ&
#1575;تِ
وَالْاَرْ&
#1590;ِ
الَّذ۪ي
فَطَرَهُن&
#1617;َ
وَاَنَاۨ
عَلٰى
ذٰلِكُمْ
مِنَ
الشَّاهِد&
#1770;ينَ
وَتَاللّٰ&
#1607;ِ
لَاَك۪يدَ&
#1606;َّ
اَصْنَامَ&
#1603;ُمْ
بَعْدَ
اَنْ
تُوَلُّوا
مُدْبِر۪ي&
#1606;َ
فَجَعَلَه&
#1615;مْ
جُذَاذًا
اِلَّا
كَب۪يرًا
لَهُمْ
لَعَلَّهُ&
#1605;ْ
اِلَيْهِ
يَرْجِعُو&
#1606;َ
قَالُوا
مَنْ
فَعَلَ
هٰذَا
بِاٰلِهَت&
#1616;نَاۤ
اِنَّهُ
لَمِنَ
الظَّالِم&
#1770;ينَ
قَالُوا
سَمِعْنَا
فَتًى
يَذْكُرُه&
#1615;مْ
يُقَالُ
لَهُۤ
اِبْرٰه۪ي&
#1605;ُ
قَالُوا
فَاْتُوا
بِه۪
عَلٰىۤ
اَعْيُنِ
النَّاسِ
لَعَلَّهُ&
#1605;ْ
يَشْهَدُو&
#1606;َ
قَالُوۤا
ءَاَنْتَ
فَعَلْتَ
هٰذَا
بِاٰلِهَت&
#1616;نَا
يَاۤ
اِبْرٰه۪ي&
#1605;ُ
قَالَ
بَلْ
فَعَلَهُ
كَب۪يرُهُ&
#1605;ْ
هٰذَا
فَسْـَٔلُ&
#1608;هُمْ
اِنْ
كَانُوا
يَنْطِقُو&
#1606;َ
فَرَجَعُو&
#1764;ا
اِلٰىۤ
اَنْفُسِه&
#1616;مْ
فَقَالُوۤ&
#1575;
اِنَّكُمْ
اَنْتُمُ
الظَّالِم&
#1615;ونَ
ثُمَّ
نُكِسُوا
عَلٰى
رُؤُۧسِهِ&
#1605;ْ
لَقَدْ
عَلِمْتَ
مَا
هٰۤؤُۨلَا&
#1764;ءِ
يَنْطِقُو&
#1606;َ
قَالَ
اَفَتَعْب&
#1615;دُونَ
مِنْ دُونِ
اللّٰهِ
مَا لَا
يَنْفَعُك&
#1615;مْ
شَيْئًا
وَلَا
يَضُرُّكُ&
#1605;ْ
اُفٍّ
لَكُمْ
وَلِمَا
تَعْبُدُو&
#1606;َ
مِنْ دُونِ
اللّٰهِ
اَفَلَا
تَعْقِلُو&
#1606;َ
قَالُوا
حَرِّقُوه&
#1615;
وَانْصُرُ&
#1608;ۤا
اٰلِهَتَك&
#1615;مْ
اِنْ
كُنْتُمْ
فَاعِل۪ين&
#1614;
قُلْنَا
يَا نَارُ
كُون۪ي
بَرْدًا
وَسَلَامً&
#1575;
عَلٰىۤ
اِبْرٰه۪ي&
#1605;َ
وَاَرَادُ&
#1608;ا
بِه۪
كَيْدًا
فَجَعَلْن&
#1614;اهُمُ
الْاَخْسَ&
#1585;۪ينَ
وَنَجَّيْ&
#1606;َاهُ
وَلُوطًا
اِلَى
الْاَرْضِ
الَّت۪ي
بَارَكْنَ&
#1575;
ف۪يهَا
لِلْعَالَ&
#1605;۪ينَ
وَوَهَبْن&
#1614;ا
لَهُۤ
اِسْحٰقَ
وَيَعْقُو&
#1576;َ
نَافِلَةً
وَكُلًّا
جَعَلْنَا
صَالِح۪ين&
#1614;
وَجَعَلْن&
#1614;اهُمْ
اَئِمَّةً
يَهْدُونَ
بِاَمْرِن&
#1614;ا
وَاَوْحَي&
#1618;نَاۤ
اِلَيْهِم&
#1618;
فِعْلَ
الْخَيْرَ&
#1575;تِ
وَاِقَامَ
الصَّلٰوة&
#1616;
وَا۪يتَاۤ&
#1569;َ
الزَّكٰوة&
#1616;
وَكَانُوا
لَنَا
عَابِد۪ين&
#1614;
وَلُوطًا
اٰتَيْنَا&
#1607;ُ
حُكْمًا
وَعِلْمًا
وَنَجَّيْ&
#1606;َاهُ
مِنَ
الْقَرْيَ&
#1577;ِ
الَّت۪ي
كَانَتْ
تَعْمَلُ
الْخَبَاۤ&
#1574;ِثَ
اِنَّهُمْ
كَانُوا
قَوْمَ
سَوْءٍ
فَاسِق۪ين&
#1614;
وَاَدْخَل&
#1618;نَاهُ
ف۪ي
رَحْمَتِن&
#1614;ا
اِنَّهُ
مِنَ
الصَّالِح&
#1770;ينَ
وَنُوحًا
اِذْ
نَادٰى
مِنْ
قَبْلُ
فَاسْتَجَ&
#1576;ْنَا
لَهُ
فَنَجَّيْ&
#1606;َاهُ
وَاَهْلَه&
#1615;
مِنَ
الْكَرْبِ
الْعَظ۪يم&
#1616;
وَنَصَرْن&
#1614;اهُ
مِنَ
الْقَوْمِ
الَّذ۪ينَ
كَذَّبُوا
بِاٰيَاتِ&
#1606;اَ
اِنَّهُمْ
كَانُوا
قَوْمَ
سَوْءٍ
فَاَغْرَق&
#1618;نَاهُمْ
اَجْمَع۪ي&
#1606;َ
وَدَاوُۧد&
#1614;
وَسُلَيْم&
#1648;نَ
اِذْ
يَحْكُمَا&
#1606;ِ
فِي
الْحَرْثِ
اِذْ
نَفَشَتْ
ف۪يهِ
غَنَمُ
الْقَوْمِ
وَكُنَّا
لِحُكْمِه&
#1616;مْ
شَاهِد۪ين&
#1614;
فَفَهَّمْ&
#1606;َاهَا
سُلَيْمٰن&
#1614;
وَكُلًّا
اٰتَيْنَا
حُكْمًا
وَعِلْمًا
وَسَخَّرْ&
#1606;َا
مَعَ
دَاوُۧدَ
الْجِبَال&
#1614;
يُسَبِّحْ&
#1606;َ
وَالطَّيْ&
#1585;َ
وَكُنَّا
فَاعِل۪ين&
#1614;
وَعَلَّمْ&
#1606;َاهُ
صَنْعَةَ
لَبُوسٍ
لَكُمْ
لِتُحْصِن&
#1614;كُمْ
مِنْ
بَاْسِكُم&
#1618;
فَهَلْ
اَنْتُمْ
شَاكِرُون&
#1614;
وَلِسُلَي&
#1618;مٰنَ
الرّ۪يحَ
عَاصِفَةً
تَجْر۪ي
بِاَمْرِه&
#1770;ۤ
اِلَى
الْاَرْضِ
الَّت۪ي
بَارَكْنَ&
#1575;
ف۪يهاَ
وَكُنَّا
بِكُلِّ
شَيْءٍ
عَالِم۪ين&
#1614;
وَمِنَ
الشَّيَاط&
#1770;ينِ
مَنْ
يَغُوصُون&
#1614;
لَهُ
وَيَعْمَل&
#1615;ونَ
عَمَلًا
دُونَ
ذٰلِكَ
وَكُنَّا
لَهُمْ
حَافِظ۪ين&
#1614;
وَاَيُّوب&
#1614;
اِذْ
نَادٰى
رَبَّهُۤ
اَنّ۪ي
مَسَّنِيَ
الضُّرُّ
وَاَنْتَ
اَرْحَمُ
الرَّاحِم&
#1770;ينَ
فَاسْتَجَ&
#1576;ْنَا
لَهُ
فَكَشَفْن&
#1614;ا
مَا بِه۪
مِنْ ضُرٍّ
وَاٰتَيْن&
#1614;اهُ
اَهْلَهُ
وَمِثْلَه&
#1615;مْ
مَعَهُمْ
رَحْمَةً
مِنْ
عِنْدِنَا
وَذِكْرٰى
لِلْعَابِ&
#1583;۪ينَ
وَاِسْمٰع&
#1770;يلَ
وَاِدْر۪ي&
#1587;َ
وَذَا
الْكِفْلِ
كُلٌّ مِنَ
الصَّابِر&
#1770;ينَ
وَاَدْخَل&
#1618;نَاهُمْ
ف۪ي
رَحْمَتِن&
#1575;َ
اِنَّهُمْ
مِنَ
الصَّالِح&
#1770;ينَ
وَذَا
النُّونِ
اِذْ
ذَهَبَ
مُغَاضِبً&
#1575;
فَظَنَّ
اَنْ لَنْ
نَقْدِرَ
عَلَيْهِ
فَنَادٰى
فِي
الظُّلُمَ&
#1575;تِ
اَنْ لَاۤ
اِلٰهَ
اِلَّاۤ
اَنْتَ
سُبْحَانَ&
#1603;َ
اِنّ۪ي
كُنْتُ
مِنَ
الظَّالِم&
#1770;ينَ
فَاسْتَجَ&
#1576;ْنَا
لَهُ
وَنَجَّيْ&
#1606;َاهُ
مِنَ
الْغَمِّ
وَكَذٰلِك&
#1614;
نُنْجِي
الْمُؤْمِ&
#1606;۪ينَ
وَزَكَرِي&
#1617;َاۤ
اِذْ
نَادٰى
رَبَّهُ
رَبِّ لَا
تَذَرْن۪ي
فَرْدًا
وَاَنْتَ
خَيْرُ
الْوَارِث&
#1770;ينَ
فَاسْتَجَ&
#1576;ْنَا
لَهُ
وَوَهَبْن&
#1614;ا
لَهُ
يَحْيٰى
وَاَصْلَح&
#1618;نَا
لَهُ
زَوْجَهُ
اِنَّهُمْ
كَانُوا
يُسَارِعُ&
#1608;نَ
فِي
الْخَيْرَ&
#1575;تِ
وَيَدْعُو&
#1606;َنَا
رَغَبًا
وَرَهَبًا
وَكَانُوا
لَنَا
خَاشِع۪ين&
#1614;
وَالَّت۪ي&
#1764;
اَحْصَنَت&
#1618;
فَرْجَهَا
فَنَفَخْن&
#1614;ا
ف۪يهَا
مِنْ
رُوحِنَا
وَجَعَلْن&
#1614;اهَا
وَابْنَهَ&
#1575;ۤ
اٰيَةً
لِلْعَالَ&
#1605;۪ينَ
اِنَّ
هٰذِه۪ٓ
اُمَّتُكُ&
#1605;ْ
اُمَّةً
وَاحِدَةً&
#1752;
وَاَنَا۬
رَبُّكُمْ
فَاعْبُدُ&
#1608;نِ
[/font]
48-92. Yemin olsun ki Mûsa'ya ve Hârun'a Furkân'ı,
aydınlatan ve uyararak nasihat veren/zikri, takvâyı
daim kılsın/kötülüklerden sakınsınlar diye
verdik. Ki o sakınanlar, müşahit olmadan Rablerinden
korku duyar, kıyam saatinden de ürperirler. O, bereketli
bir Zikir'dir, onu aşağı biz indirdik. Yoksa siz
onu inkâr mı ediyorsunuz? Yemin olsun İbrahim'e daha
önceden doğruyu bulma gücünü/olgunluğu verdik. Onun
durumunu bilirdik. Babasına ve toplumuna demişti ki:
"Şu ibadet/hizmet edip/taptığınız
heykeller de ne?" Şöyle dediler: "Atalarımız
bildik bileli onlara hizmet edip/taparlar." Dedi: "Vallahi, siz
de atalarınız da net bir sapıklık
içine/karanlığa düşmüş. "Şunu
söylediler: "Sen gerçeği mi getirdin yoksa kafa bulanlardan
biri misin?" Dedi ki: "Hiç de değil! Rabbiniz,
semaların ve arzın Rabbi/Sahibidir, onları
yaratmıştır. Ben de bunlara şahitlik
edenlerdenim." "Allah'a yemin ederim ki
sırtınızı dönüp gidişinizden itibaren
putlarınıza bir oyun çevireceğim." Sonunda
onları param parça etti. Yalnız en büyüklerine
dokunmadı/bıraktı da, dönüp ona
başvurabilsinler. Şunu söylediler:
"İlahlarımıza bunu yapan kesinlikle zalimlerden
biri!" Dediler ki: "Onları diline dolayan bir genç
işittik, adına 'İbrahim' diyorlar." Şöyle
dediler: "Halkın gözleri önüne getirin onu da, net olarak
görsünler." Şunu söylediler: "İlahlarımıza
bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?" Dedi ki: "Hayır,
ben değil; şu büyükleri yaptı,
konuşabilirlerse param parça olanlara sorun!” Bunun üzerine
kendilerine geldiler/şuurlarına döndüler “Biz,
muhakkak yanlış yolun içindeyiz" dediler. Sonra,
(eski) kafaları ağır bastı /
başları eğildi de: "Sen de biliyorsun ki, bunlar
konuşmaz" İbrahim şunu dedi: "Siz, Allah'ın
alt mertebesinden size hiçbir şekilde yarar
sağlamayan, zarar veremeyen şeylere mi hizmet
edip/tapıyorsunuz?" "Yazıklar olsun size ve
Allah'ın alt mertebesinden taptıklarınıza!
Siz hâlâ aklınızı kullanmayacak
mısınız?" Dediler ki; “Bir şey
yapacaksanız, yakın şunu! Yakın da
ilahlarınıza destekleyin.” Biz de şöyle
seslendik: "Ey ateş, İbrahim'e bir serinlik ol,
selama/huzur ve esenliğe dönüş" Ona tuzak kurmak
istediler de biz onları zarara uğrayanlar
kıldık. Biz onu da Lût'u da kurtarıp içinde
âlemlere bereketler sakladığımız
toprağa vardırdık. Ona İshak'ı
bağışladık, ilaveten Yakub'u da verdik;
hepsini iyi kimseler/huzur için çalışan salihler
kıldık. Onları emrimize uygun olarak yol gösteren
önderler kıldık. İyi işler
yapmalarını, (yaşamı) desrekleyerek zekât
vermelerini emrettik. Onlar sadece bize yönelik değer ve
emek üretirlerdi. Lût'a da hikmet ile ilmi verdik. Onu pis
işler yapan o kentten kurtardık; şüphesiz ki
onlar bozgunculuk yapan/dejenere olup doğru yoldan
sapmış bir kötülük toplumuydu. Onu rahmetimiz ile
kuşattık. O, salih olan iyi kimselerden/hak ve huzur
için çalışanlardandı. Nûh da daha önceden bize
yakarmıştı. Yakarışına
karşılık verdik de onu ve ailesini, o büyük
sıkıntıdan kurtardık. Ayetlerimizi
yalanlayan topluluğa karşı ona yardım ettik.
Onlar kötülüğün toplumuna dönüşmüşlerdi,
tamamını batırıp boğduk. Ve Dâvud ile
Süleyman da bir gün ekin tarlası ile ilgili hüküm
veriyorlardı. Bir toplumun davarları oraya
yayılmış vaziyetteyken, biz de onların
kararlarına şahit idik. Onu (hükmü) Süleyman'a
öğreterek/kavrattık. Her birine hikmet ile
ilmi/doğru bilgiyi verdik. Dâvud'a dağları boyun
eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ederlerdi.
Bunları yapanlar bizdik!
Çatışmalarınızın şiddetinden sizi
koruyacak olan zırh yapma sanatını ona
öğrettik. Artık şükrediyor musunuz? Ve bereketi
daim kıldığımız toprağa doğru
onun emriyle akıp giden güçlü rüzgarlar Süleyman içindi.
Herşeyi bilenler biziz! Kendisine (derinliklere) dalıp
çıkan ve başka amel de üreten bağzı
şeytanları onun emrine verdik. Onlar gözetimimiz
altındaydı. Ve Eyüp ise bir gün Rabbine
seslenmişti: “Ben iyice
daraldım/sıkıntı bastı. Sen ise
merhametlilerin en merhametli olanısın" Ona cevap
vererek ne sıkıntısı var ise
kaldırdık. Katımızdan bir rahmet, değer
ve emek üretip/kulluk edenlere bir hatırlatma/öğüt
olarak kendisine, ailesini ve onların bir mislini verdik.
İsmail, İdris, Zülkifl, tümü sabredenlerdendi.
Tamamını rahmetimize soktuk. Onlar salih olan
iyilerden/hak ve huzur için çalışanlardandı. Ve
Zünnûn, kızarak gitmişti de ona asla güç
yetiremeyeceğimizi/hayatı kendine dar
edemeyeceğimizi/takdir etmeyeceğimizi
sanmıştı. Sonra, karanlıkların
bağrında şöyle yakardı: "Senden başka
ilah yok, tespih ederim Seni/Sen noksanlıklardan
münezzehsin! Kuşkusuz, ben zalimlerden oldum." Ona
yanıt vererek onu gamdan kurtardık. Zekeriyya da
Rabbine seslenmişti: "Rabbim, beni yapayalnız, bir
başıma bırakma! Sen, vârislerin en
hayırlı olanısın!" Kendisine cevap verip,
karısını doğurmaya elverişli hale
getirerek Yahya'yı ona armağan ettik. Onlar iyi
amellerde yarışır ve korku içinde umutla bize
yakarışta bulunurlardı, onlar bize huşû
duyup, saygıda kusur etmeyen kimselerdi. Ve o
ırzını hassasiyetle muhafaza eden kadın,
onun içerisine ruhumuzdan / "ol" emrimizden üfledik de kendisini
ve oğlunu âlemler için bir mucize/işaret
kıldık.Bak-İşte!/Şüphesiz ki size ait
şu ümmet, bir olan/tek ümmettir. Ben de Rabbinizim. O halde
Bana ibadet edin/Benim için çalışıp - değer
üreterek hizmet edin.
[center]--------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------
---------[/center]
Araf 7/157:
[font=times new
roman]اَلَّذ۪ي&#
1606;َ
يَتَّبِعُ&
#1608;نَ
الرَّسُول&
#1614;
النَّبِيّ&
#1614;
الْاُمِّي&
#1617;َ
الَّذ۪ي
يَجِدُونَ&
#1607;ُ
مَكْتُوبً&
#1575;
عِنْدَهُم&
#1618;
فِي
التَّوْرٰ&
#1610;ةِ
وَالْاِنْ&
#1580;۪يلِۘ
يَأْمُرُه&
#1615;مْ
بِالْمَعْ&
#1585;ُوفِ
وَيَنْهٰي&
#1607;ُمْ
عَنِ
الْمُنْكَ&
#1585;ِ
وَيُحِلُّ
لَهُمُ
الطَّيِّب&
#1614;اتِ
وَيُحَرِّ&
#1605;ُ
عَلَيْهِم&
#1615;
الْخَبَٓا&
#1574;ِثَ
وَيَضَعُ
عَنْهُمْ
اِصْرَهُم&
#1618;
وَالْاَغْ&
#1604;َالَ
الَّت۪ي
كَانَتْ
عَلَيْهِم&
#1618;ۜ
فَالَّذ۪ي&
#1606;َ
اٰمَنُوا
بِه۪
وَعَزَّرُ&
#1608;هُ
وَنَصَرُو&
#1607;ُ
وَاتَّبَع&
#1615;وا
النُّورَ
الَّذ۪ٓي
اُنْزِلَ
مَعَهُٓۙ
اُو۬لٰٓئِ&
#1603;َ
هُمُ
الْمُفْلِ&
#1581;ُونَ۟[/font]
157. Onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil'de
yazılmış bulacakları ümmî nebiye/ümmetin
peygamberine uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve
çirkinden onları alıkoyar. Temiz ve lezzetli
şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar.
Isrlarını/taşıdıkları
ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları
kaldırıp/atar. Kim ona güvenip, ona rûhun sevgisi ve
rûhun yazısıyla indirilen nûra/yaşam
ışığına uyarsa, işte onlar
muvaffak olup/umduklarına kavuşurlar.
[center]--------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------
---------[/center]
Süleymanın Şarkıları Bölüm 5/16:
[font=times new
roman]חִכּוֹ,
מַמְתַקִּ&
#1497;ם,
וְכֻלּוֹ,
מַחֲמַדִּ&
#1497;ם;
זֶה דוֹדִי
וְזֶה
רֵעִי,
בְּנוֹת
יְרוּשָׁל&
#1464;ִם[/font]
tevrat ve incilde yazılı duruyor [font=times new
roman]מַחֲמַדּ&#
1460;ים[/font]
(Not: Bu kelimeye 2 türlü seslendirme yapılabilir,
"mahammadim veya mehmedim" şeklinde)
[quote]
HTML http://www.mechon-mamre.org/i/t/t3005.htm[/quote]
[center]--------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------
---------[/center]
Okuma yazma bildiğine dair Kur'ani deliller:
Alak Suresi 96/1: (İniş sırası birinci sure)
[font=times new
roman]اقْرَأْ
بِاسْمِ
رَبِّكَ
الَّذِي
خَلَقَ[/font]
1. Oku! Yaratan Rabbinin adıyla/namı kapsamında
(Not: Meleğin direktifiyle (varlık alemini) okuyan
resul yahut okumaya vahiyle başlayan bir beşer
olduğu için insanlara oku diyor, iki türlüde anlamak
mümkün.)
----------------------------------------------------------------
-----------------
Ankebut Suresi 29/47,48:
[font=times new
roman]وَكَذَلِ&#
1603;َ
أَنزَلْنَ&
#1575;
إِلَيْكَ
الْكِتَاب&
#1614;
فَالَّذِي&
#1606;َ
آتَيْنَاه&
#1615;مُ
الْكِتَاب&
#1614;
يُؤْمِنُو&
#1606;َ
بِهِ
وَمِنْ
هَؤُلَاء
مَن
يُؤْمِنُ
بِهِ وَمَا
يَجْحَدُ
بِآيَاتِن&
#1614;ا
إِلَّا
الْكَافِر&
#1615;ونَ[/font]
[font=times new roman]وَمَا
كُنتَ
تَتْلُو
مِن
قَبْلِهِ
مِن
كِتَابٍ
وَلَا
تَخُطُّهُ
بِيَمِينِ&
#1603;َ
إِذًا
لَّارْتَا&
#1576;َ
الْمُبْطِ&
#1604;ُونَ[/font]
47. Kitabıı sana işte böyle indirdik. Kendilerine
kitap verdiklerimiz ona güvenip/inanırlar. Şunlar
içinde de ona güvenenler var. Ayetlerimize gerçeği
örten/nankörler dışındakiler kafa tutmaz.
48. Ve sen bundan önce ne bir kitap okurdun ne de onu elinle
yazardın. Öyle olsaydı batıla
sapan/inkârcılar mutlaka şüphe duyardı.
(Not: Önceden yazmıyordu, şimdi ise bizzat kendisi
yazıyor- devamındaki ayetler gayet net.)
----------------------------------------------------------------
-----------------
Hakka Suresi 69/40-47:
[font=times new
roman]إِنَّهُ
لَقَوْلُ
رَسُولٍ
كَرِيمٍ
وَمَا هُوَ
بِقَوْلِ
شَاعِرٍ
قَلِيلًا
مَا
تُؤْمِنُو&
#1606;َ
وَلَا
بِقَوْلِ
كَاهِنٍ
قَلِيلًا
مَا
تَذَكَّرُ&
#1608;نَ
تَنزِيلٌ
مِّن
رَّبِّ
الْعَالَم&
#1616;ينَ
وَلَوْ
تَقَوَّلَ
عَلَيْنَا
بَعْضَ
الْأَقَاو&
#1616;يلِ
لَأَخَذْن&
#1614;ا
مِنْهُ
بِالْيَمِ&
#1610;نِ
ثُمَّ
لَقَطَعْن&
#1614;ا
مِنْهُ
الْوَتِين&
#1614;
فَمَا
مِنكُم
مِّنْ
أَحَدٍ
عَنْهُ
حَاجِزِين&
#1614;
وَاِنَّهُ
لَتَذْكِر&
#1614;ةٌ
لِلْمُتَّ&
#1602;۪ينَ[/font]
40. Mutlak surette o, kerim olan bir elçinin sözü.
41. O, bir şair sözü değil. Ne kadar az
inanarak/güveniyorsunuz?
42. Ve o, bir kahin sözü de değil. Ne kadar da az
aklınızı kullanıp/düşünüyorsunuz?
43. Ãlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
44. Şayet o , bizim aleyhimize bağzı laflar
uydurp/bize isnat etseydi,
45. Elbette onun sağ (elin)den yakalar/yemin kapsamına
alırdık.
46. Sonrasında şah damarını keserdik.
47. Hiçbiriniz de onun acziyetini gideremezdi.
48. Ve mutlak surette o, müttakilere/takvaya sarılıp
kötülüklerden ırak olanlar için uyararak/nasihat veren
zikirin ta kendisidir.
(Not: Herhalde bu ayetler, peygamberimizin yanında
bulunduğu rivayet edilen vahiy katibinden bahsetmiyor)
Yanlış X
----------------------------------------------------------------
-----------------
Kıyame suresi 75/16:
[font=times new roman]لَا
تُحَرِّكْ
بِه۪
لِسَانَكَ
لِتَعْجَل&
#1614;
بِه۪ۜ[/font]
16. Onun kapsamında acele ederek dilini/lisânını
onunla hareketlendirme!
----------------------------------------------------------------
-----------------
Furkan 25/5,6:
[font=times new
roman]وَقَالُٓ&#
1608;ا
اَسَاط۪ير&
#1615;
الْاَوَّل&
#1770;ينَ
اكْتَتَبَ&
#1607;َا
فَهِيَ
تُمْلٰى
عَلَيْهِ
بُكْرَةً
وَاَص۪يلً&
#1575;
قُلْ
اَنْزَلَه&
#1615;
الَّذ۪ي
يَعْلَمُ
السِّرَّ
فِي
السَّمٰوَ&
#1575;تِ
وَالْاَرْ&
#1590;ِۜ
اِنَّهُ
كَانَ
غَفُورًا
رَح۪يمًا
5. Şunu söylediler: Bunlar sabah akşam ona belletilen,
evvelkilerin efsaneleri olarak yazmış
olduğu/kağıda döktükleri.
6. De ki: Onları semalarda ve arzdaki sırları
bilen indirdi. Mutlak surette O, Esirgeyip günahlari
bağışlayan (Gafur) ve Şefkat ve Sevginin
Kaynağı, nimetleri ortaya çıkaran Toprak Ana
(Rahim)'dir.
*****************************************************