URI:
   DIR Return Create A Forum - Home
       ---------------------------------------------------------
       kitap
  HTML https://kitap.createaforum.com
       ---------------------------------------------------------
       *****************************************************
   DIR Return to: Kitabın Bölümleri
       *****************************************************
       #Post#: 239--------------------------------------------------
       4. Oğullar
       By: yazar Date: December 22, 2021, 11:38 pm
       ---------------------------------------------------------
  HTML https://i.ibb.co/z8yNw1C/sayfa4.png
       21.3a Havva o meleğin buyurduğu gibi doğruldu,
       bir çocuğu doğurdu ve onun teninin rengi
       yıldızları andırıyordu. O (bebek)
       ebenin avuçlarının içerisine düştü ve otları
       koparmaya başladı, çünkü annesine ait barakanın
       içinde çim ekilmişti.
       21.3b Ebe bebeğe karşılık verdi ve ona
       seslendi: Allah insaflı ki seni tümüyle benim ellerime
       bırakmadı, çünkü sen iyiliği kesen / öldüren,
       kötü huylu / sapkın olan Kabilsin. (Öyle) biri
       olduğundan meyve veren ağacı koparırsın
       ve ağacı (toprağa) diken (de) değilsin.
       Tatlılığı / Nazikliği taşıyan
       değil, öfkeyi / sertliği taşıyansın.
       21.3c Ve kuvve Âdem'e şöyle dedi: Ona ne öğrettiysem,
       bebekle o işini halledip bitirmiş oluncaya kadar
       Havva'nın yanında kalmaya devam et.
       (22)1.2 Âdem de Havva'yı ve çocuğu alıp,
       onları doğuya ait bir tarafa götürdü ve orada
       kaldı. Ayrıca sekiz yıl iki ay sona
       erdiğinde,
       (22)1.3 Havva hamile kaldı ve diğer bir evladı
       doğurdu, Allah'ın etkisi / kabiliyeti (olan) Habil
       ismiyle anıldı ve onlar hep birlikte orada
       kaldılar.
       (22)2.1 O zaman Havva Âdem'e dedi ki:
       (22)2.2 Beyim Âdem, rüyamda oğlum Habil'in kanı /
       soyu, abisi Kabil'in ağzının içine dökülüyordu ve
       o acımadan onu içti / kuruttu, ilaveten Habil ona soyundan
       birazını bırakması için yalvardı.
       (22)2.3 Ve Kabil onu işitmeyi kabul etmedi ve
       tamamıyla onu (Habil'in soyunu) kuruttu, ilaveten o da onun
       karnında durmadı, ama dışarı
       çıktı ve Kabil onla lekelendi, ayrıca o leke onun
       bedeninden tümüyle ortadan kaldırılamadı.
       (22)2.4a Âdem Havva'yı yanıtladı ve ona
       şöyle dedi: Kabil onu öldürmeyi planlamasın diye
       onların birbirinden ayrılmasını
       sağlayalım.
       (23)2.4b Ve onlarla birlikte olalım / onlarla zaman
       geçirelim ki, böylelikle öfkenin (aralarında) yer
       bulmamasını sağlarız. Onlarda aynen Âdem'in
       dediği gibi yaptılar. Ve Âdem (onlara) dedi ki:
       Evlatlarım gelin ve her birimiz kendine ait yere
       dağılmasını sağlayalım.
       (23)3.2 Ondan sonra Allah melek(lerden) Cebrail'e bildirdi:
       Âdem'e de ki, o bir öfkenin evladı olduğu için,
       kardeşi (Habil) onun tarafından öldürüleceğinden
       dolayı, bildiğin o gizli planı Kabil'e belli
       etme. (Ve Cebrail'e dedi): Ne var ki Âdem'in üzgün olmasına
       izin verme, çünkü onun için Habil'in yerine Şit'i (ortaya)
       çıkaracağım ve o, kendisiyle Bana ait fikri
       andıracak, böylece sana bir belleğimde olan her
       şeyi gösterip öğreteceğim. Ama bunu Âdem
       dışında kimseye vahiyle bildirme.
       (23)3.3a Bu, Allah'ın meleğe
       anlattığıydı ve melek bu kelime(leri) Âdem'e
       konuştu. Sonra Âdem o kelime(leri) kalbinin içerisinde
       muhafaza etti. Âdem ve eşi, onların ikisi de
       üzgündüler.
       (23)3.3b Zamanı geldiğinde Habil abisi Kabil
       tarafından öldürüldü, ayrıca Âdem Havva'ya dedi: Allah
       her beşer için bir son belirlemiştir. Ölüm
       (dediğimiz) o kesme / öldürme, Habil'in Kabil
       tarafından öldürülmesinden farklı bir şey mi?
       Kabil'in kıskançlığı onu ölüme doğru
       sevk etti. Çünkü Kabil sapkın bir kök / soy oldu.
       (23)3.3c Ve zamanı geldiğinde kendi tarlalarına
       doğru gitmişlerdi. Kabil ile Habil, iki kötü rûhu /
       zalimi andıran yapıya ulaştılar. Zalimin
       biri diğerini azarladı. Onun ona karşı nevri
       döndü ve bir taşa (kristale) ait kılıcı
       aldı / ölümü ortaya koydu, o saydam bir taştı.
       Onun boğazını kesti ve onu öldürdü.[6]
       (23)3.3d Kabil, (Habil'in) kanını / soyunu göz önüne
       aldığında, süratle gelip ellerini kullanarak o
       taşı aldı. Oysa Habil onun kendisine doğru
       üzerine geldiğini gördüğünde: Ah Kabil ağabeyim,
       beni öldürme (diye) ona yalvardı. O yine de onun (son)
       duasını kabul etmedi ve o, onun önünde Habil'in
       kanını döküp, soyunu ziyan etti. Ayrıca Âdem ve
       Havva bütün bu zaman (boyunca) büyük bir kederle
       sarsıldılar.
       (23)4.1 Ve bundan sonra Âdem eşinin içine girdi ve Havva
       hamile kalıp Şit'i doğurdu, o da Âdem'e çekti /
       Âdem'e benzer bir yapıda oldu.
       (24)4.2 Âdem Havva'ya dedi ki: Bak İşte! Kabil'in bana
       karşı öldürdüğü Habil'in yerine, (başka) bir
       oğlumun ortaya çıkmasına yol açtım.[7]
       (24)5.1a Ondan sonra Âdem'in otuz oğlu ve otuz
       kızı oldu. Zira Âdem'e ait yıllarının
       tüm sayısı 930 seneydi, onlar yerin üzerinde ondan
       türediler ve onun üzerine yerleştiler.
       (30)5.1b Ve Âdem 930 sene tamamlandığında, hasta
       düştü ve yüksek bir ses ile haykırarak şöyle
       dedi: Siz oğullarım / torunlarım hepiniz bana
       doğru toplanın, ölümüm öncesinde onları
       göreceğim.
       (30)5.2 Onun bütün soyu (yeryüzünde) yerleşmiş
       olanlar, ona doğru bir araya geldiler. Ayrıca Âdem
       yeryüzünü onun neslinden olan oğulları /
       torunları arasında üç kısma bölüştürdü. Ve
       Âdem'in neslinin tamamı onun yakınında
       toplandılar. Zira onlar Âdem'in bir mekânda inşa
       ettiği ve onun içerisine girip dualarını Allah'a
       sunduğu (yerin) kapısının önünde bir
       pozisyon almıştılar.
       (30)5.3 Ve onun oğulları Âdem'e şöyle dediler:
       Babamız Âdem bu nasıl bir şey?
       (30)5.4 Âdem onlara dedi ki: Evlatlarım ben hastayım.
       Onlar da ona şunu söylediler: Hastalığın
       nedir ve nasıl bir beşer hastalanıp yatağa
       düşer?
       (31)6.1 Oğlu Şit Âdem'e karşılık verdi
       ve ona dedi: Âdem babacım, senin başına gelen de
       nedir? Olur ya bahçenin meyvesini mi hatırladın,
       ayrıca ona özlem mi duydun ve onun yüzünden mi kendini
       üzgün hale sokuyorsun?
       (31)6.2 Eğer bu yüzdense, anlat bana (ki) önden bahçeye
       gideceğim, başımın üzerine toz
       dökeceğim ve (orada) ağlayacağım. Ve
       şayet Allah bana kulak verip acımı duyarsa, O'na
       ait meleğin gönderilmesine izin verir ve o melek bahçeye
       ait meyveyi bana getirir, ben de onu sana getireceğim,
       böylelikle ıstırabını / üzüntünü
       yatıştırabilirsin.
       (31)6.3 Âdem ona dedi ki: O öyle değil, bayağı
       hastayım ve ağrım / sancım var. Şit ona
       karşılık verdi: Babacım sancı nedir ve
       nasıl ağrıya sahip olabiliyorsun?
       (32)7.1 Âdem Şit'e anlattı: Allah bizleri, beni ve
       anneni yarattığında ona ait meyveden yememiz için
       bizi lezzetlere / hazlara sahip olan bahçenin içerisine
       yerleştirdi. Ama bahçenin orta yerinde orada çok güzel bir
       tane (yerden biten) bitki vardı, Allah bize ona ait olandan
       yemeyin diye emir verdi.[8]
       (32)7.2 Ve sürüngen anneni kandırdı ve onun (o
       ağaca) ait olandan yemesine neden oldu, ondan dolayı
       da biz öleceğiz. Koruyucu meleklerin Allah'a tapmak /
       hizmet etmek için yükseldikleri saatte düşmanımız
       onu kandırdı ve o, ona ait olandan yedi.
       (32)7.3a Çocuklarım! O da beni kandırdı, çünkü
       haberim yoktu.
       (32)7.3b Allah (bahçeyi) aramızda bölmüştü, benim ve
       anneniz Havva'nın arasında, böylece onu
       koruyabilirdik. Bana doğu ve kuzey kısmını
       verdi, anneniz Havva'ya (da) güney ve batı
       kısmını emanet etti.
       (33).1 Ve her birimizle birlikte korumak / gözetmek üzere orada
       on iki melek vardı.
       (33).2 O tan vaktine dek, yani her bir günün (vaktinde) onlar
       yükselirler ve onların yükselişi esnasında
       sürüngen annenizi oyuna getirdi, onun o ağaçtan yemesine
       yol açtı. Çünkü o, ne benim ne de meleklerin onunla
       birlikte olmadığını görmüştü.
       (33).3 Aynı zamanda o (sürüngen), ondan bana da
       yedirmiş oldu ve anlayamadım / sezemedim.[9]
       (34)8.1 Biz onu yediğimizde Allah bize öfkelendi ve bize
       dedi ki:
       (34)8.2 Siz sahip oldunuz / yaptınız, bundan
       dolayı Benim emrimi küçümsemiş oldunuz, Ben de sizi
       küçük göreceğim ve bizim üzerimize 70 uğursuzluğu
       / belayı gönderdi, gözlerimize, kulaklarımıza ve
       ayaklarımıza kadar musibetler ve delaletler, (bunlar)
       gömülü şeyin içerisinde toplanarak birikti. Allah bunu ölüm
       sayesinde gözden kaybolmama sebebiyet vermesi için
       hazırladı.
       (35)9.1
       (35)9.2 (Havva) ağlayarak söyledi: Beyim Âdem,
       çektiğin ıstırabın yarsını bana
       ver ve sana ait mevcut acını yükleneyim, zira senin
       ıstırapların benden ötürü ve bu
       acıların senin üzerine gelmesine, buna ben yol
       açtım.
       (36)9.3 Âdem Havva'ya şöyle dedi: Ayağa kalkıp
       çık ve evladım Şit ile birlikte cennete / bahçeye
       doğru gidin, kafanızın üzerine toprak dökün ve
       Allah'ın önünde ağlayın, böylece O bize lütufta
       bulunabilir.
       (36)9.4 Ve (O), O'na ait bir meleği yaşam
       ağacının olduğu cennete gönderecek. Ondan
       bir yağ dışarı akar, böylece (o) melek o
       yağın birazını size verebilir ve onu buraya
       bana getireceksiniz, ben de kutsal yağı süreceğim
       ve ıstırabım sona ermiş olacak.
       (36)9.5 Ondan sonra içerisinde sınanarak
       yargılandığımız her yolu, ben size
       bildireceğim.
       (37)10.1
       (37)10.2 Vay halime benim, kıyamet günü gelip
       çattığında bütün günahlarım beni yakacak ve
       (insanlar) bana şöyle diyecekler: ilk olarak sendin o,
       Allah'ın emirlerine uymayan.
       (37)10.3 Havva seslendi ve kötü huylu, hayvana /
       yaratığa dedi ki: Ey zararlı / kötü yaratık,
       hiç korkun yok mu? Allah'ın fikriyle dövüşmeye mi
       kalkıştın sen? Ağzını açmayı
       kendi kendine nasıl vazife edindin ve nasıl
       dişlerini (ona) batırdın? Başlangıçtaki
       Allah'a ait emri / rûhu nasıl hatırlamadın ve
       ağzını Allah'ın fikrine karşı
       açtın?
       (38)11.1 Bunun üzerine yaratık onu yanıtladı ve
       Havva'ya dedi: O sizin huzursuzluğunuz ve
       ağlayışlarınız bizim
       hırsımızdan (dolayı) olmaz, ama sizin
       huzursuzluğunuz ve ağlayışlarınız,
       sizin kendi açgözlülüğünüzden (dolayı) olur. Çünkü
       sendin o, yaratılışın başında o
       hayvanı, sürüngeni dinleyen.
       (38)11.2 Sen nasıl ağzını açmaya
       kalkışırsın ve Allah'ın yemeyin diye
       buyurduğu ağaçtan yersin. Senden (dolayı) her
       şeye ait vaziyet değişikliğe
       uğradı.
       (38)11.3 Artık ben konuşmaya ve
       çıkışmaya başlarsam, (daha fazla) tahammül
       edemeyeceksin.
       (39)12.1 Şit ona karşılık verdi ve
       yaratığa şunu dedi: Kapa çeneni ve sessiz ol
       hayvan!, üstün olan varlığa ait düşünce
       tarzından, Allah'ın seni ayağa dikeceği o
       güne dek uzak dur bizden.
       (39)12.2 Bunun üzerine de yaratık Şit'e dedi ki:
       Bak-İşte! sonra (görüşücez), bu yüzden senden
       uzaklaşıyorum, Allah'ın fikri olan (ve)
       Allah'ın (saltanatı) göze alanı! Ayrıca
       yaratık onu terk ettiğinde, Şit nedeniyle
       (uzaklara) kaçıp gözden kayboldu ve yaralanmış
       adam (Şit) babası Âdem'in barakasına doğru
       gitti.
       (40)13.1
       (41)13.2a Nefeslerden sorumlu olan / Benlikleri denetleyen
       (melek geldi) ve O Şit'e şöyle dedi:
       (41)13.2b Allah'ın kulu, baban Âdem'e emri kullanarak
       kutsal yağı sürmek için, bu zeytin ağacıyla
       alakalı olarak o şekilde rica etmeye
       çalışma.[10]
       (42)13.3 Bunun vuku bulması şimdi değil, ama
       gelecek zamanda olacak, beş bin yıl
       tamamlanmış olduktan sonra, onu takiben beş bin
       beş yüzüncü yılda Allah'ın sevilen / değerli
       zürriyeti, kendidisini Allah yolunda hizmete atayan (Nûh),
       emirlere ait sınırların aşılması
       sebebiyle Âdem'in kesilmiş bedenini yenilemek için /
       Âdem'in çökmüş topluluğunu yeniden (başlatmak)
       üzere yeryüzüne gelecek.
       (42)13.4 O gelecek ve Şeria akıntısı
       dahilinde onun ismi konmuş olacak. Ayrıca o (kutsal)
       yağ ile birlikte sudan çıkmasından (hayata
       gelmesinden) itibaren, onu mesh edecek / kutsal yağı
       ona (Âdem'e) sürmüş olacak.
       (42)13.5 Ona ve onun tüm neslinden olanlara, böylelikle onlar
       yeniden dirilme zamanında doğup ortaya
       çıkmış olacaklar. Rab buyurdu: Onları
       cennetin içerisine kabul edeceğim ve onları kutsal
       yağ ile mesh edeceğim.
       (43)13.6 Ama şimdi baban Âdem'e git, çünkü ona ait günlerin
       süresi tamamlandı. Üç gün (içerisinde) onun nefesi /
       benliği bedeninden dışarı çıkacak ve
       bir çok mucize / işaret semalarda görülecek.
       (44)14.1 Melek bunu ona anlattığı vakit cennete
       ait o bitkinin alt tarafına gizlendi. Şit ve Havva
       derhal Âdem'in barakasına doğru yola
       çıktılar. Âdem de hayvanın yol
       açtığı yara ile alakalı göz yaşı
       dökerek / ağladı.
       -------------------------------------------------------
       [6] Maide 5/27-29
       [7] A'raf 7/190
       [8] Bakara 2/35 – A'raf 7/19
       [9] A'raf 7/22
       [10] Nur 24/35
       *****************************************************