URI:
   DIR Return Create A Forum - Home
       ---------------------------------------------------------
       kitap
  HTML https://kitap.createaforum.com
       ---------------------------------------------------------
       *****************************************************
   DIR Return to: Kitabın Bölümleri
       *****************************************************
       #Post#: 235--------------------------------------------------
       8. Ahiret
       By: yazar Date: December 22, 2021, 11:35 pm
       ---------------------------------------------------------
  HTML https://i.ibb.co/Dk38ZK4/sayfa8.png
       (45)33.1 Havva ayağa kalktı ve elini alnına
       koydu, melek de yükseldi ve Havva'ya şöyle dedi: Gözlerini
       yukarı kaldır ve dünyevî kaygılarını
       terk et.
       (45)33.2 Havva'ya gelince, o gözlerini semalara doğru
       kaldırdığında dört (akım)
       tarafından yükselmiş bir ışıkla,
       ateşe / enerjiye ait çarkları / deveranları
       gördü. Onlar o kadar parlak / ışıl
       ışıldılar ki, bu hiçbir kelimeyle ifade
       edilemezdi. Onların ne ön, ne de arka çepheden
       nabızlarının ölçülmesi / görüntülenmesi
       imkânsızdı. Ayrıca melekler bu çarkların
       önünde ilerleyip / yol alıyorlardı.
       (45)33.3 Ve onlar Yaratanın olduğu (yere)
       vardıklarında, çark(lar) durdu ve Seraf'lar onla
       deveranların arasında kıyamda durdular.
       (45)33.4 Ben Havva, altından üç adet buhurlukla beraber
       kaseler gördüm ve üç tane melek, süratle sunağın
       üzerine geldiler. Bu melekler yanan bir közü alıp, onu
       kasenin içine koydular ve kaseyi üste yerleştirdiler.
       Ayrıca onlar üfledikleri esnada duman yükseldi ve semalara
       ait gök kubbeleri örttü.
       (45)33.5 Melekler Allah'a hamd ediyorlardı, O'nun önünde
       boyun eğiyor, feryat edip şunu söylüyorlardı:
       Allahımız, o Senin fikrin ve o Senin ellerinin eseri
       olduğu için Âdem'i affet, o sana ait (bir) varlık.
       (46)34.1 Ve ben Havva, iki tane azametli
       ışığın Allah'ın önünde korkuyla
       secdeye vardıklarını gördüm ve ağladım,
       oğlum Şit'e şöyle dedim:
       (46)34.2 Babana ait bedenin yanından doğrulup
       ayağa kalk, bana doğru gel ve baban Âdem'e dair
       gözlerinin görmediği şuna (bir) bak.
       (46)35.1 Bunun üzerine Şit ayağa kalktı ve annesi
       Havva'nın yanına gelip ona dedi ki: Neden
       ağlıyorsun?
       (46)35.2 Gözlerini kaldırıp yedi gök kubbenin
       açılışına bak ve baban Âdem yüzünden
       (sergilenen) tavrı gör. O, Allah'ın önünde
       uzanmış gibi ve meleklerin tümü O'na yalvarıyor
       ve şöyle diyorlar: Allahımız, o Senin fikrin ve o
       Sana ait tavır olduğu için Âdem'i affet, çünkü onu
       yaratan Sendin.
       (46)35.3 (Sordu): Oğlum Şit öyleyse bu nedir?
       (46)35.4 Onlar Allah'ın önünde oldukları için mi
       eşimin soyunu bu yerlilere teslim ediyorlar? Şit
       Havva'yı yanıtladı ve ona dedi ki: Hayır
       annecim, bu soyun canlılığı dahilinde
       olanlar, senin yerliler olarak
       adlandırdıklarındır, sen onları
       tanımadın mı? Havva ona cevap verdi ve ona
       şöyle dedi: Oğlum ben onları
       tanımıyorum!
       (46)36.1 Şit ona karşılık verdi ve ona
       anlattı: Bunlar güneş ve aydır, onlar secdeye
       vardılar ve babam Âdem için istirham ediyorlar.
       (46)36.2 (Sordu): Işık onunla birlikte
       olmadığından neden o birden böyle kararı
       verdi, güneşe ait ışık nerede?
       (46)36.3 Şit onu yanıtladı ve Havva'ya dedi:
       Çünkü onun ışığı her şeye sahip
       olan Allah'ın önünde kesintiye uğrayarak güneş
       tutulmuş oldu ve ona ait ışık Allah
       korkusuyla karanlığa dönüştü.
       (47)37.1 Şit Havva'ya bunu anlatıyorken, birden önemli
       bir melek boruyu üfledi ve yüzleri üzerine secdeye
       varmış meleklerin tümü tekrardan ayağa
       kalktılar. Âdem (için) istirham ettiler ve yüksek bir sesle
       feryat ederek şöyle dediler:
       (47)37.2 Allah'a şükürler olsun, her iyiliğin /
       nimetin namına Allah'a şükürler olsun. Sen asal
       hücreyi / protoplastı affedip
       bağışladın.
       (47)37.3 Melekler bu sözleri sarf ettiklerinde, altı
       kanatlı Seraf'lardan biri ona doğru gönderildi. O,
       Âdem'i Akheron'a / keder ırmağına götürdü.
       (47)37.4 Ve onu üç kez keder ırmağının içine
       batırıp çıkardı. Çok geçmeden onu
       Allah'ın huzuruna geri döndürdü ve (Âdem) üç saat boyunca
       yüzüstü (olarak) kaldı. Ondan sonra Allah elini / kudretini
       O'na ait kürsüden uzattı ve Âdem'i kaldırdı,
       ayrıca onu Mikail'e verdi ve ona şunu dedi:
       (47)37.5 Onu üçüncü semadaki cennete götür ve düzenleme /
       yönetim gününe kadar onu sunağın önüne dik /
       yerleştir ki, onu Benim esenlik getiren sevilen zürriyetim
       (Nûh) vasıtasıyla her canlıya / insana
       ilişkin olarak en ince ayrıntısına kadar
       inceleyip / görmüş olurum.
       (47)37.6 Bunun üzerine Mikail, Allah'ın buyurduğu yere
       doğru Âdem'i götürdü ve meleklerin tümü ağırdan
       alarak meleksi ilahiler söylüyorlardı. Onlar şu
       mucizeyi dillendiriyorlardı: Âdem'in
       bağışlanmasıyla bir âhiretin vaadi.
       (47)38.1 Mikail'in Allah'a yönelik çağrıda
       bulunmasından sonra,
       (47)38.2 Allah borunun çalınmış
       olmasını ve her birinin kendi saffında /
       rütbesinde olarak, bir buhurluk tutanların, bir santur
       tutanların ve boruyu çalan meleklerin tamamının,
       Allah'ın huzurunda toplanmalarını emretti.
       (47)38.3 Bak-İşte!
       Barındırdığı Zenginliklerin Sahibi
       (Vâsî), Kerub'lara ait rüzgârların üzerinde yükselmesiyle
       birlikte,
       (47)38.4 İlk önce cennete vardı ve cennetin
       çiçekleriyle onların hoş kokuları, yerlerini Yüce
       İlah'a ait mis gibi (bir) kokuya bıraktılar.
       Şit Allah'ın izzeti / ikramı olduğu için,
       onun dışında (kalan) Âdem'e ait çocukların
       hepsinin nefesi kesildi.
       (47)39.1 Ve Rab Âdem'in (yere) çökmüş bedenine doğru
       geldiğinde, Rab onun için kederlendi ve üzgün bir sesle ona
       şöyle dedi: Eğer emirlerime uymuş olsaydın,
       oraya düşmüş olmayacaktın ve senin oradan
       sınır dışı edilmiş olmana neden
       olan düşmanının bunu görmesi mümkün
       olmayacaktı.
       (47)39.2 Ama onun neşesini kedere çevireceğim ve seni
       bu âleme doğru geri süreceğim, ayrıca
       düşmanının yerleşip kurulduğu
       tahtın üzerine seni oturtacağım, ona ait
       isyanın bilinir olması / ortaya çıkması
       yakındır.[17]
       (47)39.3 O sana (doğru) yere düşüp / çökecek ve orada
       seni bir tahtın / hakimiyetin üzerinde otururken
       görecek![18]
       -------------------------------------------------------
       [17] Bağlantı no.12 Gözcüler içindeki isyan
       [18] Bağlantı no.21b #57.2 - #57.3
       *****************************************************