URI:
   DIR Return Create A Forum - Home
       ---------------------------------------------------------
       izbirakanlar
  HTML https://izbirakanlar.createaforum.com
       ---------------------------------------------------------
       *****************************************************
   DIR Return to: İz Bırakanlar
       *****************************************************
       #Post#: 2--------------------------------------------------
       İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 6:52 pm
       ---------------------------------------------------------
       Giriş
       Almira, sıcak bir yaz gününde bir çocukla
       tanışır. Hayatını alt üst edecek biri.
       Bildiği her şeyin yanlış,
       hayatınınsa bir yıkımdan ibaret
       olduğunu gösterecek ve onu yakıp geçtiğinde,
       küllerine kadar aşka düşürecek biri.
       "Ama her şey bu kadar basit değildi, çünkü tüm bu
       hikayede bir tanıdıklık hissi vardı, ömür
       boyu süregelen bir
       alışılmışlık..."
       Kötü Çocuklar Çetesi, yeniden
       Haziran, 2015 // Ankara
       "DİLEK"
       Bir gölge gördüm, benim olsun istedim
       Güneşten korusun onu karanlığım
       Ve onda sürsün siyahlığım
       Çünkü saklanacak başka bir renk yokken
       Yalnız geceye sığınacak durumdayım
       Bir kız vardı, benim olsun istedim
       Onu gölgeme hapsedeyim
       Bir tek ben bileyim adını
       Çünkü o her şeyiyle benim
       Bir iyilik vardı yapmam gereken
       Ama görmezden geldiğim
       Bırakmam gereken bir kız
       Ve arsızlığım, bencilliğim
       Bir dileğim vardı, yalnızca bir tane
       Kullanmayı beceremediğim
       Ve onu kaybettim
       Dileğim sendin,
       Ama seni mahvetmeseydim
       Zaten benimdin.
       #Post#: 3--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 6:54 pm
       ---------------------------------------------------------
       -1-
       Şehrin gündüzleri bayıltıcı olabilen
       sıcaklığı şimdiyse yerini serin bir
       esintiye bırakıyordu. Bu fırsatı yabana
       atmayıp açık havadan yararlanmak isteyen babannemle
       onların balkonunda oturmuş
       dışarıyı seyrediyorduk. Dedem, Ayaz'la
       birlikte dışarıdaydı ve babam her zamanki
       gibi işinin geç bitebileceğini söyleyip 'beni
       yemeğe beklemeyin' demeyi de ihmal etmemişti.
       Az önce ıslatıp kedilere attığımız
       ekmeklerin yok oluşunu büyük bir keyifle izliyorduk.
       Babaannem tüm yaz boyunca onların susuzluktan veya
       açlıktan ölmesini engellemişti, o bir melektir,
       gerçekten. Esinti yanaklarımı okşayıp
       geçerken önümüzde rüzgarı kesecek bir bina
       olmadığı için tarif edilemez bir mutluluk
       yaşıyordum. Şehrin bu kısmı zaten fazla
       tenhayken sokak da bugün neredeyse boştu, hatta araba filan
       bile geçmiyordu. Bu yüzden aşağıdaki kedileri
       izlediğim sırada köprünün altında oturan bir grup
       çocuk anında dikkatimi çekebilmişti. Evsizler miydi,
       neden orada duruyorlardı? Babaannem burada uzun
       zamandır yaşıyor olduğu için mahallede dönüp
       bitenleri bilme ihtimali yüksek olduğundan merakla ona
       döndüm. "Orada oturanlar kim?"
       Büyük çerçeveli gözlüğünü geriye doğru ittirip
       bakışlarımı takip etti,
       odağımı bulduğundaysa yüzünü buruşturup
       öfkeli bir sesle konuşmaya başladı.
       "Esrarkeşler, pis hırsızlar. Kafayı bulup
       oralara yatar bunlar. Her gün de olay çıkarırlar. Çok
       uğraştık bunları dağıtmaya ama hep
       başka bir çete çıkıyor...." Babaannem öfkeyle
       saymaya devam ederken grubu tekrar incelemeye
       başladım. Sanırım yedi kişiydiler.
       Bundan emin olamıyorum çünkü saat dokuza
       yaklaşıyor ve titrek sokak lambaları
       dışında havayı aydınlatan bir şey
       yok.
       "Anaları babaları yok mu bunların?" dedim
       kaşlarımı çatarak. Kim çocuğunun bu saatte
       bir araba köprüsünün altında oturup kafayı
       bulmasına izin verir ki?
       "Doğurup doğurup sokağa atıyorlar." Bu sefer
       sesi öfkeden çok acıma doluydu. Ben hala onlara bakarken
       biri beni fark etti ve sırıtarak orta
       parmağını havaya kaldırdı.
       Bu da ne demek? Ne yaptım ki ben?
       Krem rengi şapkasını ters takmış olan,
       soluk siyah tişörtlü bir çocuk -sanırım
       yanındaki ve benim aramdaki diyaloğun farkında
       değildi- yine beni fark etmeyen diğer iki kişiyle
       beraber ayağa kalktı ve sokağın öbür ucuna
       doğru ağır adımlarla yürümeye
       başladı. Eğer doğru görüyorsam
       şapkalının yanındakiler kızdı! Bu
       saatte! Ot falan çekip bir grup erkekle takılıyorlar
       ve aileleri bilmiyor! Benden en fazla birkaç yaş büyük
       olmalılar.
       Hayretle gözlerimi kırpıştırdım ama
       görüntü hala karşımdaydı. Nasıl bir dünyada
       yaşıyorduk böyle?
       Bana hareket çeken çocuğun ilgisini kaybetmiş
       olmalıyım ki yanındakilerle konuşmaya geri
       döndü. Bu iş bu kadar değildi ama. Bu kadar kolay
       değildi. Oturduğu yerde uyuklayan babaanneme döndüm.
       En fazla bakkala gittim derdim. Merdivenlerden
       aşağı inip köşeye doğru yürürken her
       bir hücrem 'evine geri dön!' diye bağırıyordu ama
       ben ilk defa adrenalini kanımda bu kadar yoğun
       hissediyordum. Soluk gri eski bir tişört giymiş olan
       çocuğa yaklaştım.
       "Onu bana mı yaptın?" Gülerek ayağa kalktı,
       boyu benden kısaydı. Dişleri çarpıktı
       ve çürük doluydu. "Evet. Bir sorunun mu var? Daha gerçeğini
       mi istiyorsun yoksa?"
       Arkadaki çocuklar gülüşürken öfkeyle tısladım.
       "Hemen benden özür dile!" Oturanlardan biri daha ayağa
       kalkarken kahkaha atıyordu. "Senin gibi tatlı bir
       kızın bu saatte burda ne işi var?"
       Dişlerinin daha düzgün görünüyor olmasına rağmen
       iki metrelik boyuyla gözümü korkutmuştu. Hem cidden ben
       burda ne yapıyordum ki? Gecenin bir yarısı dört
       erkekle birlikte köprünün altındaki çimlerin üstünde.
       "Benden özür dileyeceksiniz." dedim ama sesim oldukça zayıf
       çıkmıştı. Sadece gülmeye devam ettiler.
       "Eminim güzel bir tadın vardır." dedi gri
       tişörtlü dudaklarını yalayarak. Şimdi ne
       halt edecektim? Koşmalıyım. Evet Almira,
       koş, uzaklaş!
       Geriye adımımı atmamla dev olanın koluma
       yapışması bir oldu. "Bizden
       sıkıldın mı hayatım?" Kolumdaki eline
       daha da yüklendi. "Bana cevap ver!" Ağlamamak için kendimle
       savaşırken gri tişörtlü kahkahasını
       bastırıyordu. Bu sırada arkadan otoriter bir ses
       duyuldu.
       "Onu bana bırakın beyler." Öne çıkınca
       yüzünü görebildim: Krem rengi şapkalı çocuk!
       Teşekkür ederim, teşekkür ederim! Gri tişörtlü
       olan benimle aynı duyguları paylaşmıyor olsa
       gerek ona çıkışmadan duramadı. "Kendi
       ayağıyla bana geldi abi, hayır
       bırakmıyorum."
       "Evet Şafak, bırakıyorsunuz. Hepiniz." O adi
       pisliğin adı Şafak mıydı? Dev olan
       çocuk bile şapkalıyı dinleyip çoktan
       morarttığı kolumu serbest bırakınca
       diğerleri de homurdanarak ayağa kalktı ve
       şükürler olsun ki uzağa doğru yürümeye
       başladılar. Derin bir nefes almak için çok mu erkendi?
       Krem rengi şapkalı -sanırım
       şapkası aslında beyazdı ama kirden ve tozdan
       kreme dönmüştü- onlardan biri miydi, değil miydi? Beni
       sağlam kolumdan tutup oldukça ıssız görünen bir
       yolda sürüklemeye başladı. Aklıma kaçmak için
       karşıdaki kafeyi not düşerken bir anda durdu ve
       bana döndü.
       "Aklından ne geçiyordu seni aptal?"
       #Post#: 4--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 6:55 pm
       ---------------------------------------------------------
       "Aklından ne geçiyordu seni aptal?"
       -2-
       "O piç bana saygısızlık etti!" Sesim
       çatallaşmamış, gözlerim dolmamıştı
       ve şu ana kadar bir hayli iyi gidiyordum. Ah, ama ya eve
       döndüğümde babaanneme ne diyecektim?
       En az diğerleri kadar kötü görünen -ve kokan- çocuk
       şapkasını çıkardı ve kirden
       yapışmış gece karası
       saçlarını eliyle karıştırdı.
       Gözleri beni dövecekmiş gibi bakıyordu. Ela,
       vahşi ve gösterişli gözleri vardı.
       "Sana zarar veremeden seni bulduğum için
       şanslısın, seni aptal kız."
       "Ben aptal biri değilim!" diye
       çıkıştım. Beni tanımayan birinin her
       cümlesinde bana öyle seslenmesi sinirime dokunuyordu.
       "Evet öylesin." diye tekrar etti tükürür gibi.
       "O piçlerden bir farkın yokmuş!" dedim
       bağırarak.
       "Onlar benim ailem, aptal."
       "Bana bir daha aptal dersen fena olacak!"
       Küçümseyici bir kahkaha attı. "En fazla ne yapabilirsin
       ki?"
       Elini tutup dirseğini ters çevirirken "Bu mesela," dedim.
       Dişlerini sıkmıştı ama
       bağırmadı. "Daha birkaç numaram daha var." Ben
       kendimle övünürken cebinden hiç de küçük olmayan bir çakı
       çıkardı. "Bir de şimdi dene hadi."
       Gözlerimin korkuyla açıldığını fark
       ettiğinden neredeyse emin olsam da kendimden ödün vermedim.
       "Neden beni kurtardın? Cüzdanımdaki paraları tek
       başına yemek için mi?"
       "Ben hırsız değilim." Sesi sakin ve monotondu.
       Benimkinin aksine..
       "İnsanlar öyle demiyor ama!"  Babaannem onların iyi
       olmadıklarını düşünüyorduysa eğer,
       bunun hiçbir çıkarı yoktu ki sadece bir avuç çocuk
       olsunlar.
       "Cehenneme kadar yolun var."
       "Sen cennete gidiyorsan ben oraya gelmem zaten!"
       Benim bu çocukça lafım onu gerçekten güldürmüştü.
       "Hayır aptal kız, gelirsin." dedi. Çarpık ve
       hoş bir gülüşü vardı ama bu çöp tenekesine
       batırılmış gibi koktuğu gerçeğini
       değiştirmiyordu. Utanmasam elimle burnumu
       kapatabilirdim.
       "Evime gidebilir miyim?" deyince bana dik dik baktı.
       "Bir daha kötü çocuklara bulaşma."
       "Sana ne ki?" dediğimdeyse sinirlenmemek için nasıl
       bir çaba harcadığını görebiliyordum.
       "Başımıza bela açabilecek bir kıçın var
       ve ben ceset saklamada iyi değilim, anlıyorsun ya?"
       Şaka yapıyor değil mi? Lütfen biri bana öyle
       olduğunu söylesin. Suratı o kadar ifadesiz ve ciddi
       duruyor ki, ah lanet olsun!
       Resmen koşarak oradan uzaklaşırken bir daha asla
       kötü çocuklara bulaşamayacağıma dair kendi
       kendime yeminler edip sözler verdim.
       Zili çalmadan eve girmeyi denediğimde neyseki
       anahtarları şıngırdatmadan cebime
       atmayı başarmıştım. Babaannemse hala
       bıraktığım yerde duruyordu. "Kuzuum, uyan
       hadi." diye mırıldandım yavaşça. O da beni
       böyle uyandırırdı. Babaannem bizi terk eden
       annemin aksine oldukça anaç ve sevecen bir kadındı.
       "Gece uyuyamayacaksın bak." dedim yanaklarını
       sıkarken. Bu sırada zil çalmaya başlayınca
       kaşlarımı çatarak birinin beni takip
       edebilmiş olmasının ihtimalini zihnimde
       tarttım.  Ah hadi ama, durumu abartıyor olabilirdim,
       yani şey, birazcık abartıyor olabilirdim. Gelen
       ya  babam ya da büyükbaba ve Ayaz olmalıydı.
       Kapıyı açtıktan sonra "Merhaba baba,
       hoşgeldin." deyip beni yanıltmayan babama bakarken o
       manyakların yanında biraz daha esir kalsam neler
       olabileceğini düşünüyordum. Ya da o ela gözlü,
       pasaklı çocukla.
       Beni kurtarmıştı belki ama en az diğerleri
       kadar da dehşete düşürmüştü. Babamın sesiyle
       aklımdakilerden sıyrıldım. "Babaanneyle
       büyükbaba burada mı?" Olanların şokunu sonuna
       kadar yaşasam da normal davranmak zorundaydım.
       "Babaannem uyuyor. Büyükbaba, Ayaz'la dışarda."
       "Tamam, şunları al da dolaba yerleştir
       kızım." Elindeki poşetleri alıp içeri
       geçtim. Buzdolabıyla işim bittiğinde valizimi
       bulup içinden birkaç parça kıyafet çıkardım ve
       banyoya doğru ilerledim. İlk başta ılık
       olarak açtığım suyu sonradan tamamen soğuk
       yapmaya karar verdim. Zihnim şoktaysa bedenim de şokta
       olsun bari. Ever bu kadar saçma bir insanım.
       Saçlarımdaki köpüğü kabartırken bir anda
       aklıma ela gözlü çocuğun söyledikleri geldi.
       Bir daha kötü çocuklara bulaşmayacaktım..
       Zaten niye en başından böyle bir şeye
       kalkışmıştım ki?
       İç sesim esneyerek saymaya başladı:
       'Can sıkıntısı, adet öncesi dönem,
       güneş çarpması...'
       "Tamam anladık," diye geçirdim içimden. İç sesim
       genelde saçmalığın daniskası olsa da
       doğru söylüyordu bu sefer. Bu geceki saçma
       davranışlarımın bir açıklaması
       yoktu. Ela gözlünün dediği gibi, aptal bir kız gibi
       davranmıştım.
       Aklımda canlanan anı, bu sefer annemdendi.
       "Aptal kızını benden uzak tut!"
       Yıllar beni elbette alıştırmış,
       olgunlaştırmıştı.
       Ağlamıyordum sadece kalbimde siyah bir boşlukla
       yaşıyordum artık.
       Ben, Almira Hanlı yalnız, annesiz ve aptal bir
       kızdım.
       #Post#: 5--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 6:55 pm
       ---------------------------------------------------------
       -3-
       Son birkaç gündür dehşete kapılmış bir halde
       evin içinde oradan oraya koşturduğum gerçeğini
       görmezden gelirsek -ki ben tam olarak öyle yapıyorum-
       iyiyim, sanırım. Diğer bir yandan geceleri en
       fazla iki saat uyuyabiliyorum ve bu bedenimi bir hayli yorgun
       düşürdü.
       Müziğin sesini en alt seviyeye getirip telefonumdaki en
       bayık şarkıyı açtıktan sonra kendimi
       yatağıma attım. Bir grup manyağa
       çatmamın üzerinden dört gün geçmişti. Sadece iki gün
       daha dayanmalıydım, sonra babam ve Ayaz'la sessiz,
       yalnız ve abartılı evimize geri dönecektik.
       Sadece 48 saat kalmıştı.
       Yüreğimi aniden bir korku kapladı. O piç beni evime
       kadar takip ederse ne yapardım?
       Ya, evet, çünkü son birkaç gündür ne zaman balkona çıksam
       onu bir köşede sinsice beni izler halde buluyordum. Ela
       gözlünün dediğine göre adı Şafak'tı.
       Çarpık dişleri ve korkutucu bakan siyah,
       kısık gözleri vardı. Perdeyi açsam büyük
       ihtimalle onu yine sokağın başında
       görecektim. Altıma etmemek için harcadığım
       çaba inanılmazdı.
       Tek kelime, dehşet.
       Beni dehşete düşürmüştü. Kendimi kurtarmak için
       bir yol bulmalıydım. Bir çözüm bir kaçış...
       Belki de babama olanları anlatıp o piçler
       hakkında mahkeme kararı çıkartmalıydım.
       Babam şehrin hatta bölgenin en iyi avukatıdır.
       Düşünsenize hangi mahkeme boşanmanın
       ardından çocukları anneye değil de babaya verir
       ki? Bu onun yeteneğini fazlasıyla
       kanıtlamıyor mu?
       Anne demişken, benim bir annem yok. 4. sınıfta
       babam ve abimle şehrin diğer ucuna
       taşınıp yeni bir hayat kurduğumuzdan beri
       onu görmedim. Sanırım şehirden
       taşındı. Onunla ilgili anılarımın
       sayısı parmaklarımın sayısından
       daha az ve hiçbiri mutlu değil. Onu özlemedim.
       Hem baksanıza babam gibi muhteşem biri varken hangi
       mahkeme iki küçük çocuğu psikopat bir kadına
       bırakır ki? Tamam onun hakkında düşünmeye
       son veriyorum. Şu kötü çocuklar çetesi hakkında ne
       yapacağıma karar vermeliyim. Pekala, seçeneklerim
       neler?
       Hey, baba, durum şöyle, kızın gecenin bir
       yarısı dört sokak çocuğuna sataştı.
       Krem rengi şapkalı çocuk onu dev olandan kurtardı
       ama kızın ona da meydan okudu ve çocuk
       kızına çakısını çekti.
       Ve ayrıca piçin biri son dört gündür her
       adımımı izliyor.
       Unut bunu. Ona anlatamayacağıma göre polise de
       gidemem, lanet olsun ne halt edeceğim?
       Tek kelimesini bile dinleyemediğim ve uyumama gram
       yardımı dokunmayan şarkı biterken
       babaannemin odanın kapısını
       çaldığını fark ettim.
       "Büyükbabaya maden suyu al Almir." Tuhaf adımı her
       şekilde kısaltmaya bayılıyor.
       "Ayaz alsın ya." dedim. Dışarı çıkmamak
       için ödümün koptuğunu bilmesinin yerine isyan ediyorum
       sanabilir. Bununla yaşayabilirim. "Spora gitti kuzum."
       Spormış, peh! Spor dediğin basketboldur,
       voleyboldur. Bizim salak her hafta ya dayak yiyip ya da
       birilerinin gözünü morartıp eve dönüyor. Tek iyi yanı
       bana birkaç hareket öğretmesi. Ela gözlüye
       yaptığım gibi mesela.
       "Balkondan kova filan sarkıtsak?" dedim
       aşağıya inmemek için. "Benim belim
       ağrıyor kuzum gel sen hallediver."
       Dışımdan oflarken vicdanımsa
       sızlıyordu. "Olur Sitare Sultan." dedim ayağa
       kalkarken. Paytak adımlarla balkona doğru yürüdüm
       sırada babaannem de yemek hazırlamak için mutfağa
       geçti.
       Bir kağıda '2 sade maden suyu' yazıp parayla
       birlikte kovanın içine atarken endişeyle
       aşağıdaki insanları inceliyordum. Göz
       taramam bittiğinde onu buldum.
       Oradaydı işte. Sağ çaprazımda, iki blok
       öteden beni izliyordu. Kovanın ipi elimden kayınca pat
       diye aşağı düştü. Aşağıda
       bakkal "Yavaş ol kızım!" diye tıslarken ben
       onu düşünemeyecek haldeydim. Bakkal öfleyerek
       kağıdı ve parayı alıp içeri
       girdiğinde Şafak hala beni izliyordu ve ben
       olduğum yerde donup kalmıştım.
       İğrenç sırıtışı
       suratında yayılırken bir an için düşünmeyi
       bıraktım ve tıpkı bana geçen gün
       yaptığı gibi orta parmağımı havaya
       kaldırdım. Sırıtışı
       suratından silinirken amacıma
       ulaşmıştım. Bu sefer donup kalma
       sırası ondaydı.
       Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru
       fırlattığında hazin bir şekilde erken
       sevindiğimi  fark ettim. Ela'nın çakısı
       havada süzülerek üstüme hızla gelirken kendimi son anda
       sola doğru attım. Çakı balkondan geçip salon
       camlarından biri kırmıştı.
       Suratındaki ifade içimde onu öldürme isteği
       uyandırıyordu.
       Kırılma sesini duyan babaannem yaşına
       rağmen koşarak gelmişti. "Almira!" Bana tam
       adımla sadece böyle durumlarda seslenirdi. "Ne oldu böyle
       kızım?"
       "Benim hatamdı, üzgünüm." Alttan bağıran
       bakkalı duymamak imkansızdı. "Bugün sen de bir
       haller var kızım, dikkat et de kendini öldürtme."
       Sağol Sami Amca ya, ben bunu bilmiyordum zaten.
       Babaannem sakın yere basma, deyip önüme bir çiftlik terlik
       uzattığında Şafak hala
       saklandığı yerden beni izliyordu. Eğer yana
       eğilmesem bana isabet edecekti! Beni yaralayabilirdi, hatta
       göründüğünden daha güçlü bir tipse eğer öldürme
       ihtimali bile vardı!
       Son birkaç gündür içimde tuttuğum yaşlar dökülmeye
       başlarken babaannem yerin halini umursamadan
       kırıkları terliğiyle ezip bana
       sarıldı. "Sorun değil hayatım, sorun
       değil." Camı kırdığım için
       ağladığımı sanması yine
       vicdanımızı sızlatıyordu bugün.
       Gözyaşlarımı sildim.
       Liderleri Ela Gözlü olmalıydı değilse bile
       hepsine sözü geçiyordu. Ela'yla konuşacaktım ve o piç
       bir kez daha yanıma yaklaşırsa polise gidecektim!
       İsimsiz ihbar falan bile yapabilirim..ama önce Ela Göz..
       Büyükbabam esneyerek balkona geldiğinde aklımdakileri
       unutturmuştu. "Neler oluyor Sitare?"
       "Vileda, cama çarptım yeri silerken,
       kırıldı."
       "İçerde vileda görmedim."
       "Kaldırdım Süleyman!"
       "E ilahi Sitare onu götüreceğine kırıkları
       temizleseydin ya önce?" Babaannemin benim için yalan söylemesi
       içimde bir şeylerin kopmasına neden olsa da
       onların bu hali beni geldürmüştü.
       Büyükbabam bana döndü. "Kızım, sen iyisin ya?"
       "Evet büyükbaba, iyiyim." Hayır, az kalsın ölüyordum.
       Ela Gözlü'yle konuşacaktım. O olsun ya da olmasın
       ona bunu ödetecektim!
       #Post#: 6--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 6:56 pm
       ---------------------------------------------------------
       -4-
       Ayaz, büyükbabaya getirdiğim maden sularından birini
       kaparken ona pisçe baktım.
       Yavaş iç, öküz. Onu alırken canımdan oluyordum
       ben.
       "Ne oldu?" dedi ona baktığımı fark edince.
       "Nehir'lere gideceğim, beni bırakır
       mısın?"
       "Hayır." dedi beni görmezden gelerek.
       "Niye ya?" diye sordum fazlaca bastırmadan.
       "Daha önemli işlerim var." İşime gelirdi yani. O
       götürmeye kalksa Ela'nın yanına gidemezdim zaten.
       Israr etmeden sinirlenmiş gibi yapıp ayağa
       kalktım. Babamı bulduğumda balkondaydı.
       "Baba, Ayaz beni Nehirlere götürmüyor."
       "Saat daha erken, kendin gidebilirsin kızım." Dikkati
       pencereyi onaran iki işçideydi. "Kesinlikle
       dışardan zarar görmüş." dedi esmer olan. Bu
       sırada yerde bir köşede duran Ela'nın
       çakısını fark ettim, lanet olsun, tamamen
       unutmuşum onu!
       "Tamam işte, babaannem tam burayı siliyordu." dedim
       dikkatlerini dağıtıp çakıyı cebime
       atarken.
       "Almira, yerde kırık olabilir. Uzaklaş oradan,
       sen arkadaşına gitmiyor muydun? Hazırlan hadi
       erken git erken gel." Gülümseyerek odama gittim. Nehirlere
       gideceğimi düşündükleri için rahat bir şeyler
       giyecektim, hava da çok bunaltıcıydı zaten. Bu
       yüzden altıma kot şort üstüme de dökümlü, kalın
       askıları olan çiçek desenli bir bluz geçirdim.
       Tam evden çıkıyordum ki Ayaz salondan bana döndü.
       "Oha, boya bak." Tabi ki benden bahsetmiyor, şortun boyu
       kısa göründü sanırım gözüne. Kısa olsa neyse
       bu arada dizimden dört parmak yukarda, klasik bir şort
       işte. "Böyle binme otobüse seni ben
       bırakırım." dediğinde hemen cikledim.
       "Hayır ya geçti o iş. Sen git duvara filan yumruk at."
       Bir şey demesine fırsat vermeden
       dışarıya attım kendimi. Şafak piçi beni
       ön kapıdan beklerken ben arka taraftaki bahçe
       kapısından çıkmıştım. Sokaklar
       onun olabilirdi, evimi de ben biliyordum sonuçta.
       "Büyükbabanın evi." diye düzeltti iç sesim beni.
       Köprüye geldiğimde yolun başındaki dört
       kişilik grubu gördüm. Geçenki iki kız, dev çocuk ve
       başka biri daha köprüden uzaklaşıyordu.
       Ne yani kızlar yalnız yürüyemiyor mu?
       Ela Göz yanındakine "Ben Şafak'ı
       bekleyeceğim. Sen git." dediğinde çocuk
       başını salladı ve diğer gruba
       katılmak için adımların
       hızlandırdı. Birkaç dakika sonra
       saklandığım kolonun arkasından
       çıktım.
       Saçları daha temiz görünüyordu, üstünde aynı siyah
       tişört altındaysa koyu renkli yırtık bir kot
       vardı. "Sen!" diye bağırdım ve
       parmağımı suratına doğrulttum.
       "Burada ne arıyorsun?" dedi
       şaşkınlıkla. Ayaklarımdan
       başlayıp suratımdaki ifadeye kadar beni inceledi.
       Bacaklarımda fazla oyalandığını görünce
       yanaklarım kızarmıştı ama mevsim
       yazdı ve asıl kara çarşaflara bürünmek biraz
       iddialı kaçardı, çünkü içinden erimiş bir Almira
       olarak çıkabilirdim ancak. Ya da hava bu gidişle
       ısınmaya devam ederse eğer,
       buharlaşmış bir Almira...
       "Evcil hayvanlarını benden uzak tut!" dedim aynı
       tonla.
       "Neden bahsediyorsun sen?"
       "Sanki bilmiyorsun!" Öfkeyle elimi saçlarımdan geçirdim.
       O'ysa beni duymuyor gibiydi. "Bu kılıkta burada
       olmamalıydın."
       "Sana ne ki?!"
       "Seni her zaman koruyamam."
       "Koruma zaten. Hem kimse yok burada!"
       "Aptal, küçük kız." dedi gülümseyerek "Seni benden kim
       koruyacak?"
       İleri doğru bir hamle yapınca şortun arka
       cebinden çakısını çıkardım. "Sakin ol
       şampiyon."
       Onun kadar havalı açamasam da onu tedirgin etmiştim,
       onun beni ettiği kadar olmasa da.
       "Sana zarar vermeyecektim." dedi yine
       şaşkınlıkla ama gözlerindeki masumiyet
       yalandı çünkü o kötüydü. Bir an için
       bakışları elime kaydı. "Onu ne ara
       çaldın seni sürtük?"
       "Bu mu?" dedim öfkeyle. "Adi arkadaşın bunu üzerime
       fırlattı. Evimin balkonundayken, o ara çaldım.
       "Sana zarar vermeye mi çalıştı?"
       "Evet!" diye bağırdım. "Son dört gündür beni
       izliyor."
       "Bunu bilmiyordum. Üzgünüm. Ona yapmamasını
       söylemiştim."
       "Seni dinlemiyorsa polise giderim, yemin ederim bunu
       yaparım."
       Elini kirli sakalının üzerinde
       dolaştırdı. "Hayır polise gitme. Ben bir
       yolunu bulacağım."
       "Seni dinlemiyor tamam mı?"
       "Belki onu engelleyemem ama seni koruyabilirim."
       Parti boy ketçaplı Ruffles aşkına, Ela Göz ne
       demeye çalışıyor? Beni koruyacakmış!
       "Bunu tam olarak nasıl yapmayı planlıyorsun?"
       "Şafak ya da diğerleri seni rahat bırakana kadar
       seni etrafımda tutacağım. Herkese benim
       olduğunu söyleyeceksin."
       "Benim bir erkek arkadaşım var."
       "Kız arkadaşım ol demedim zaten. Bana ait
       olacağını söyledim."
       #Post#: 7--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 6:58 pm
       ---------------------------------------------------------
       -5-
       "Böyle bir şey olmayacak, inan bana."
       "O zaman sana yardım edemem, inan bana." dedi sesimi taklit
       ederek. "İyi ben de polise gidiyorum o zaman." Blöf
       yaptığımı bilmese de olur. "Sana son kez
       söylüyorum lanet polisi bu işe karıştırma."
       "Berbat bir gerilim filminden fırlamış gibisin
       ayrıca bu çok klişe bir laf!" Kendimi tutamayıp
       bunu deyince çattığı kaşları eski
       haline döndü. Yine onu güldürmüştüm. Öfkeyle
       ayağımı yere vurdum. "Onunla konuş. Benden
       uzak durun, hepiniz." Eliyle sakallarını
       ovuşturdu, gözlerimi ondan
       kaçırdığımı neyseki fark
       etmemişti. "Seni sadece böyle koruyabilirim Almira."
       deyince hemen bakışlarımı gözlerine
       çevirdim. "Adımı nerden biliyorsun?" Gülüşü
       eğlenceli bir sırrı saklar gibiydi. "Birçok
       şey biliyorum seni aptal kız."
       "Neden aptal olduğumu düşünüyorsun?" diye sordum
       anlık bir merakla diğer her şeyi unutarak.
       "Bu saatte buraya bu kılıkla geldiğine göre.."
       "Saatte ne var ki?" dedim suratımda ahmakça bir ifade
       oluşurken. Günün ortasındaydık çünkü. "Burda
       böyle davranamazsın." Gelemezsin demiyor ha? Ne yani
       şu "kötü çocuklara bulaşma" olayını unuttu
       mu?
       Aklımdan geçenleri anlamış olacak ki "Benimsen
       benimle birlikte olmalısın." dedi omuz silkerek.
       Kaşlarımı çatıp ellerimi belime
       yerleştirince "Yanımda olmalısın demek
       istedim." diye düzeltti. Öyle demiş olsan iyi edersin
       kazanova!
       "Senin adın ne?" dedim bir anda konuyu
       değiştirerek. Adını bile bilmiyordum ne
       garip. Ne garip biriydi.
       Gözlerinde bir şeyler değişti ve elini
       yavaşça omzuma atarken yanıma geçti. Tam ben 'ne halt
       etmeye-' diye çıkışacakken "Sessiz ol. Seni
       izliyor." dedi. Şafak piçi. Ah, lanet olsun!
       "Normal davran. Bir şeylerden bahset, benimle konuş."
       dedi babaannemlerin evine doğru ilerlerken. Dört gün önce
       koşarak geldiğim mesafe şimdi nasıl da
       uzuyordu böyle? Normal bir şekilde konuşmaya yani
       saçmalamaya başladım ama o piçin uzaktan bunu
       anlaması mümkün değildi neyseki.
       "Babama Nehirlere gideceğimi söyledim ve senin yanına
       geldim. Bu hafta ilk defa birine orta parmağımı
       kaldırdım ve az kalsın beni öldürecekti. Sonra
       bugün gerçekten Nehirlere gitmeliydim ama senin
       yanındaydım bu yüzden bana kızmış
       olmalı. Eve gidince onu arayacağım ama daha çok
       var. İlyas'ı özledim ve burda canım
       sıkılıyor. Sanırım bu yüzden
       peşinize takıldım. Tamam o bana
       saygısızlık etti ama görmemiş gibi
       davranabilirdim." Bahçe kapısının önüne
       geldiğimizi fark ettiğimde konuşmayı
       bıraktım ve başımı yoldan
       kaldırıp Ela'nın gözlerine baktım.
       "Seni öldürmezdi. Belki kör ederdi ama öldürmezdi o bir katil
       değil."
       İlk başta suratımda aptal minik bir gülümseme
       oluşyu. Beni gerçekten dinlemiş miydi? Çünkü az önce
       ben bile ne saçmalıyorum dinlememiştim.
       O sözüne devam ederken gülümseyişimin hayaleti kayboldu.
       Bana ciddi ciddi onu mu savunuyordu?
       "O piçi savunuyorsun yani?"
       "Sadece seninle uğraşıyor Almira."
       Adımı ondan duymak garipti. İtiraf edeceğim
       seksi bir ses tonu var. Saçları, kıyafetleri hatta
       teni kirli olabilirdi ama sesi ve gözleri etkileyiciydi. İç
       sesim akıl almaz bir sürtük edasıyla onu yorumlamaya
       devam ederken dış sesimse kesinlikle farklı
       telden çalıyordu.
       "Benimle uğraşmasını ben istemedim tamam
       mı?!"
       "O gece onun dikkatini sen çektin. Güzelsin ve seni istiyor.
       Bense seni onun elinden aldım çünkü sana
       dokunmasını istemiyorum. Artık bana aitsin."
       Bakışları beni delip geçiyordu. "Bana olan
       öfkesini senden çıkarmaya çalışıyor ama bu
       işi halledeceğim."
       Aklım Şafak'tan çok başka yerlerdeydi. Güzelsin,
       demişti.
       "İçeri geliyorum, evde kimse var mı?" diye sorunca
       "Sadece babaannem." diye itiraf ettim. Ayaz, babam ve büyükbaba
       ben çıktıktan sonra kahveye gideceklerdi çünkü.
       Bir lanet olasıca saniye!
       O kötü biri! O bir hırsız hatta belki katil neden ona
       evin boş olduğunu söylüyorum?!
       "Babam yoldadır şimdi gelir." diye hızlı bir
       yalan savurdum hemen. Büyük ihtimalle akşama kadar
       gelmeyeceklerdi.
       "Tamam, işimiz uzun sürmeyecek zaten." deyip elini
       kapının tellerinden öne geçirdi ve cebinden
       çıkardığı bir metalle kapıyı
       açtı. "Bunu nasıl yaptın?" derken
       rahatlamıştım aslında. Evi soyacak olsa bana
       ihtiyacı olmazdı değil mi?
       Merdivenleri ikişer ikişer çıkıp içeriye
       sessizce girdik. Babaannem oturma odasında televizyon
       izleyerken uyuyakalmış olmalıydı.
       Klimanın derecesini yükselttim ve dışarı
       çıktım. Arkamı dönmemle onunla burun burna
       gelmem bir olmuştu. Gülerek geri çekildi.
       "Hayır şimdi değil." Ben anlaşılmaz bir
       ifadeyle ona bakarken elimi tutup beni balkona doğru
       sürükledi. Şok içinde balkona sağdan ikinci
       kapının açıldığını nerden
       bildiğini düşünürken beni balkon demirlerine
       yaşladı ve ellerini belime yerleştirdi.
       "Şimdi. Öp beni."
       #Post#: 8--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 7:04 pm
       ---------------------------------------------------------
       -6-
       Hayır! Sen kötü birisin ve ben seni öpemem. Ayrıca
       benim bir erkek arkadaşım var!
       Son cümleyi sesli söylediğimde güldü. "Haberi olmayacak.
       Ben söylemem." Bir tutam saçı kulağımın
       arkasına sıkıştırırken gözleri
       dudaklarımdaydı. "Ne yapmaya
       çalışıyorsun?" dedim felç olmuş gibi
       hissederken. Kekelemediğime dua ediyorum.
       "Ona benim kızım olduğunu gösterecek misin
       göstermeyecek misin?" Başımı yavaşça arkaya
       çevirdim. Eh, lanet olsun gözünü kırpmadan bakıyordu.
       Ela Göz bana doğru iyice yaklaşırken bir anda onu
       döndürerek yerlerimizi değiştirdim ve o bile fark
       edemeden elimi dudaklarımızın arasına
       yerleştirdim. O piç öpüştüğümüzü sanabilir ama
       erkek arkadaşımı aldatmayı
       planlamıyorum.
       Dudaklarını parmak uçlarıma doğru
       kaydırdı ve küçük ısırıklar
       bırakmaya başladı. Ne yapmaya
       çalışıyor olabilirdi? Belimdeki elleri beni
       kendisiyle bitiştirmek için baskı uyguluyordu.
       Parmaklarıma bıraktığı öpücükler
       başımı döndürmeye başlarken kendimi geri
       çektim. Rahat bir tavırla kolunu balkon demirlerinin
       üzerine atmış gülüyordu.
       Omuzlarım içe çöktü. Benimle oyun oynuyordu resmen ve
       kazanan kesinlikle ben değildim. Resmen hareket
       edemiyordum, parmaklarım hala dudaklarının
       ısısını koruyordu.
       Şafak bir küfür savurup uzaklaşmaya başlarken son
       dört gündür ilk defa beni taciz etmeyi bırakıyordu
       sanırım. Ela Göz umursamaz bir şekilde evin içine
       doğru yürümeye başladı. İkinci denemesinde
       benim kaldığım odayı bulmuştu.
       İçeri geçip kendini yatağımın üzerine
       attı. Ayakkabılarıyla!
       "Sen gitmeyecek misin?"
       "Bu gece burda kalacağım galiba." Kusura bakma ama ben
       öyle evsizlere kapı açamam canım hadi sen yoluna, ben
       yoluma!
       "Babam seni gerçek anlamda öldürür." dedim adi, şirin bir
       gülümsemeyle.
       "Güzel bir kapı kilidin var ve bu gece sen uyurken ben
       Şafak'ı izleyeceğim."
       Yani diyor ki çeneni kapayıp odanı kilitle ve kimsenin
       seni öldürmediğinden emin olmama izin ver.
       "Tamam." dedim omuzlarım yine çökerken sonra cebimden
       çakısını çıkarıp eline uzattım.
       "Bir daha kaybetme." Saçımı kaşıyarak
       valizden temiz kıyafet ve iç çamaşırı
       çıkardım sonra çamaşırları o görmeden
       tişörtün arasına sıkıştırdım.
       Erkek arkadaşımın bile görmeye nail
       olamadığı dantelli sutyenlerimi onun gözü önünde
       çıkaracak değildim.
       "Ben banyoya giriyorum sen de geçmek ister misin?"
       Gözleri kocaman açıldı ve dudakları munzır
       bir şekilde yukarı doğru
       kıvrılmıştı.
       "Hayır yani öyle değil seni sapık!" Elimdekileri
       sinirle yüzüne geçirdim. "Bir banyo daha var yan tarafta!"
       Gülümsemesi kahkahaya dönüşürken "Tamam, ben
       yanlış anladım." dedi masum bir
       bakışla. Bakışlarını
       yatağın üzerine saçılan kıyafetlerime
       kaydırdı. Beyaz sutyeni askısından tutup
       havaya kaldırmıştı. "Bunu düşürdün!"
       "Ver şunu bana!" dedim elinden koparırcasına
       alırken. Ayaklarımı yere vura vura odadan
       çıkarken o da nihayet ayakkabılarını
       çıkarmayı akıl edebilmişti.
       Saçımı üçüncü defa şampuanlarken gözümün önünde
       beliren bir çift ela göz ona aitti. Su sıcaktı,
       bedenim gevşemişti ve 'Öp beni' deyişini hala
       duyuyor gibiydim. Derin bir iç çektim.
       Beni etkilemişti.
       'Bense seni onun elinden aldım çünkü sana
       dokunmasını istemiyorum' demişti.
       'Artık bana aitsin'
       Yedinci iç çekişimden sonra saçlarımın diplerini
       kurutup kaldığım odaya  geri dönüyordum. Bu
       sırada babaannem de uyanmıştı.
       "Saatler olsun kızım."
       "Sağol, Sitare Sultan." dedim onu öperek. "Ben çok yorgunum
       odamda biraz uzanacağım tamam mı?" Senin için ne
       yalanlar söylüyorum...
       Ama aslında gerçekten yorgundum sadece onun yanına
       kendimi serbest bırakıp uyuyabileceğimden emin
       değilim.
       İçeri girdiğimde o yoktu! Hayır şaka
       yapmıyorum! Belki de babaannemin aktın
       sakladığı yeri falan bulup gitmişti. Her
       şey yalandı. Onun bir hırsız olması
       dışında! Bana bakışları ve
       dokunuşu..Beni aptal yerine koymuştu.
       Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken
       iki kişilik misafir yatağının yanında o
       an minicik görünen bir detay dikkatimi çekti. Bir çift eski
       püskü kahverengi ayakkabı.
       Gitmemişti, burdaydı.
       "Bu daha kötü!" diye inledim. Babaannem yavaş hareket etse
       ve az duysa da onu bulabilirdi ve o zaman başım fena
       halde derde girerdi. Odanın kapısını açarken
       bugün ikinci defa onunla burun buruna geldim. Bu sefer geri
       çekilmedi. Bakışları saçımdan damlayıp
       göğsüme inen bir su damlacağına kaydı.
       Buraya getirdiğim kıyafetler bu kadar açık olmak
       zorunda mıydı? İç sesim hava sıcak salak,
       ayrıca kötü çocukların seni bulacağını
       nerden bilebilirdin ki, derken ona hak verdim.
       Baş parmağı damlacığı
       göğsümün üstünde yakaladı. Su damlacığı
       tenimde kaybolurken bakışlarını yavaş
       yavaş gözlerime kaydırdı. Ela gözlerinin
       yoğunluğu benimkileri delip geçiyor adeta içimi
       görüyor gibiydi.
       Kendine ilk gelen ben oldum. Onu kolundan tutup odanın
       içine doğru fırlattıktan sonra kapıyı
       sertçe kapatıp ellerim bellerimde ona döndüm.
       "Ne halt etmeye odadan çıktın?"
       "Elma getirdim." dedi saf bir ifadeyle. Ah, evet opal renkli
       gözleri oldukça masum bakıyordu. Elindeki iki elmaya
       baktım öfkeyle.
       "Kırmızı mı yeşil mi?"
       "Yeşil." deyince sinirle o da kırmızı
       olanı ısırdı. Tam ben de diğerine
       yeltenirken daha ona uzanamadan beni bileğimden
       yakaladı.
       "İyi misin Almira?"
       #Post#: 9--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 7:05 pm
       ---------------------------------------------------------
       -7-
       "İyi olup olmadığımı mı
       soruyorsun?!" dedim bağırarak. "Sapığın
       biri beni takip ediyor ve sapığın
       arkadaşı zorla odamda oturuyor!"
       Bana gerçekten bir aksiyon filminden fırlamış
       gibi göründüğünü düşündürürek sakince
       sakallarını sıvazladı. "Gitmemi istiyorsan
       giderim."
       "Aha sapık olduğunu kabul ettin yani!" dedim
       kahkahayı basarak.
       Ruhsuz bir şekilde gözlerini devirdi. "Bazen küçük bir
       çocuktan farkın olmuyor."
       Ben gülmeye devam ederken ne ara geldiğini bilmediğim
       abim kapıdan bana sesleniyordu.
       "Ya bi sus kızım neye anırıyorsun öyle?"
       "Sana ne bee!" dedim kapıya doğru bağırarak
       ama aslında her an içeri girmeye çalışacak diye
       ödüm kopuyordu.
       Ne ara döndü ya bu eve! Kapının kulbu sallanmaya
       başlayınca kendimi sakin tutmaya
       çalıştım."Seni cadı, neden kilitlenmiş
       bu?"
       "Üstümü değiştiriyorum hayvan, kapıyı
       çalsana, daha akıllanmadın mı sen?" diye
       çığırdım bildiğin. Uzaklaşan
       adımlarını duyunca üstüme çöken rahatlama hissi
       paha biçilemezdi.
       "Kardeşin mi?" diye sordu Ela Göz sakince.
       "Ayaz, abim." diye düzelttim. Bu sırada o odanın
       perdesini açmakla meşguldü.
       "Ne yapıyorsun?" dediğimde eski saat kulesinin
       altında saklanan pisliği işaret etti. Şafak.
       Ela Göz seri adımlarla üstündeki tişörtü
       çıkarıp yere attı ve beni kendine doğru
       çekti. Bu sefer söylemesine gerek kalmadan ne yapmaya
       çalışacağını biliyordum.
       "Seni öpmeyeceğim." Sesimin bu kadar soğuk
       çıkması beni bile
       şaşırtmıştı ama önemsemedim. Elimi
       ensesine yerleştirip kafasını sola
       yatırdım. Diğer elimle onu göğsünden
       pencereye doğru ittirdim.
       Tamam şu an dışardan kesinlikle bir şeyler
       yapıyor gibi görünüyor olmalıydık. Neyseki
       karşı tarafta ev falan yoktu. Babaannemi
       komşularına rezil etmek istemem. Her neyse.
       Görünüşte kalması sorun değildi ama ellerinin
       tişörtümün altına kaydığını
       hissedince onu durdurdum.
       "Benim bir erkek arkadaşım var."
       "İlk iki söyleyişinde bunu anlamıştım."
       "O zaman bunu davranışlarına da yansıt."
       Sesim otoriter çıkmıştı ama
       başparmağını çenemin altında
       dolaştırmaya başlamasına engel
       olamamıştı.
       "Seni gerçekten rahatsız mı ediyorum?" Hayır.
       "Evet."
       Gözlerindeki ifadeyi okuyamıyordum ve o da yardım
       etmeyerek bir şey söylemedi. Yaklaşık iki dakika
       yirmi yedi saniye öyle bakıştıktan sonra -evet
       saydım- zil çalınca yerimden fırladım.
       Babam, Ayaz malı gibi zili çalmadan gelmemişti
       neyseki. "Kapıyı arkamdan geri kilitle ve burda kal."
       dedim yüzüne bakmadan. "Ve lütfen tişörtünü giy."
       Ona bakmamak için kendimi zorluyordum. O kadar yapılı
       biri falan değildi gerçi kollarının güçlü
       olduğunu bana kanıtlamıştı ama dev
       çocuğun yanında zayıf kalırdı mesela.
       Bakışlarım karnının altına
       kaydı. Düşük bel giymek zorunda mıydyı ki?
       Tanrım, V'si vardı. Adonisleri ve V'si. Gözlerimi
       güçlükle ondan ayırdım. Kendine iyi bakabilse -en
       azından temiz olsa- nefes kesebilecek biri olurdu. En az
       İlyas kadar iyi görünürdü bence. Onu erkek
       arkaşımla neden
       karşılaştırıyorsam sanki? Onun gibi
       tabi ki olamazdı.
       İlyas Kaya.
       Sevgilim, ilk erkek arkadaşım, ilk aşkım.
       Babamla bile tanıştı inanabiliyor musunuz?
       -babamın dünyanın en muhteşem ebeveyni
       olduğundan bahsetmiş miydim?-
       İlyas aklıma gelince suçlulukla Ela Göz'ün çıplak
       göğsünü düşünmeyi bıraktım. Babamı
       karşılayıp babaanneme sofra hazırlamada
       yardım ederken odamdaki serserinin rahat durması için
       dua ediyordum.
       Babama "Yazın bile tüm gün çalışman kadar saçma
       bir şey yok biliyorsun değil mi?" dediğimde o
       yorgunlukla gülümsedi. "Brezilya'da ve güney kutbunun geri kalan
       kısmında şu an kış."
       "Brezilya'dan gelen müşterilerin mi var oha!!" dedim
       şaşırarak. Herkes tepkime gülüştükten sonra
       -ben de dahil- "Aç değilim, biraz uyuyacağım."
       dedim.
       Babam yemeğini bırakıp bana dönmüştü.
       "İyi misin kızım?"
       Neden herkes bana bunu soruyor?
       Ağzındaki ekmeği çiğneyen abimin
       "İyidir ya o öküz." demesiyle şalterlerim attı
       yine. Ayaz mal mal bana bakarken geldiği yönü fark ettim.
       Benim odamdan mı çıktı o?!?!?!?!
       "Ağzında yemek varken konuşunca çok itici
       oluyorsun." dediğimde babam onaylamaz bir şekilde bize
       bakınca ikimiz de sus pus olduk. Babaannem endişeyle
       babama baktı. "Süleyman nerde kaldı oğlum?"
       "Maçtan sonra işçileri çay içmeye götürmüştür gelir
       birazdan ana." Ben de diyorum babam çalıştı,
       yoruldu. Maç izlemeye gitmiş ya bunlar. Bu arada hala
       dedemin tam olarak ne iş yaptığını
       bilmiyorum, bravo bana.
       Sekerek geri dönerken odadaki kötü çocuk kilidi açsın diye
       hafifçe kapıyı tıklattım.
       "Açık." Sesi hep böyle monoton olmak zorunda mı? Sanki
       duyguları yokmuş gibi.
       "Sana kilitle demiştim!" Yastığı
       suratına fırlattım. "Ya biri içeri girseydi?"
       "Girdi zaten.
       "???!!!" Gözlerim yuvalarından ciddi anlamda
       fırlayacaktı.
       "Aras mıydı?"
       "Ayaz!" dedim öfkeyle. "Abim!"
       "Beni fark etmedi, dolabın yanına saklandım."
       O mal zaten bakar kör olduğu için sorun yoktu.
       Suratına çarptığım yastığı
       geri bıraktıktan sonra kapıyı kilitledim ve
       sinirlerim yatışınca yatağa oturdum.
       "Şimdi ne yapacağız?" dedim perdeyi aralayıp
       sokağı izlediğini görünce.
       Bakışları gözlerimi buldu. "Sen istediğini
       yap ben seni koruyacağım." Sesindeki yoğunluk ne
       zaman böyle konuşsa gözlerine de işliyordu ve ordan
       benim gözlerime de...
       Telefonumu cebimden çıkardım ve tuş kilidini
       açıp ekranı ona doğru çevirdim.
       Bana çok yakın davranıyordu -içini açmak gibi
       değil, fiziksel olarak- bu yüzden böyle
       davranamayacağını bilmesi gerekiyordu.
       "Bu erkek arkadaşım ve şimdi onunla
       konuşacağım lütfen sessiz ol." Yüzüme
       bakmıyordu, omuz silkti.
       *Sarışınım aranıyor..*
       yazısını görünce boğazımı
       temizledim ama hat düşmemişti.
       *Aradığınız numaraya şu anda
       ulaşılamıyor...* Vazgeçip sesli mesaj
       bıraktım.
       "Selam sevgilim ben Almi." Onu görmeyeli kaç hafta, kaç ay
       oluyordu? O tanıdıktı, benim güvenli
       sığınağımdı. Ona ihtiyacım
       vardı
       "Seni özledim. Beni uygun olunca ara. Haftaya dönüyorum, Nehir
       parti vereceğini filan söylüyordu en son. Konuşuruz
       tamam mı, seni seviyorum. Ara benii." dedim melodik bir
       şekilde. Telefonu cebime attım ve az önce
       suratıma bakmaya tenezzül etmezken şimdi dikkatle beni
       izleyen bir çift gözün sahibine döndüm.
       "İlginç bir şey mi var?"
       "Onu seviyor musun?" İfadesi düşünceliydi.
       "Tabi," dedim. "O benim erkek arkadaşım ayrıca
       dünyadaki en düşünceli ve nazik insandır."
       Güldü. "Kulağa gay gibi geliyor. Olmadığına
       emin misin?"
       Aptal! Sevgilim tabi ki gay falan değil. İlyas'la
       aramdaki bağı bilmediği için böyle konuşuyor
       işte. "Evet..o sadece..senin tam tersin." dediğimde
       yine o düşünceli ifadesine büründü.
       "O nasıl oluyor?"
       "Sarı saçlar, mavi gözler bilirsin işte, en önemlisi
       iyi çocuk. Kibar. Dost canlısı. Hem baksana ben senin
       adını bile bilmiyorum." dedim bir anda
       karşımdaki hiç tanımadığım
       çocuğa bakarak.
       "Ben kötü çocuk muyum?" dediğinde "Evet ama Cipriano,
       Cameron veya Meriç gibi değil." dedim işaret
       parmağımı havada sallayarak.
       "Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok."
       "Roman..karakterleri." diye açıkladım. "Kız
       çocuğa aşık olur amaçocuk uzak durmaya
       kararlıdır. Sır saklar ve kötü davranır.
       Sonra bir gün kız ipler koptu sanarken çocuk tüm
       sırlarını anlatıp ona açılır.
       Aslında kalbi parçalanmış, hasarlı küçük bir
       çocuktur. Dıştan o kadar umursamaz görünmesine
       rağmen. Kızla sevgili olurlar çok kavga
       ediyorlardır ama hep tutkudan. Geri
       barışıyorlardır, öyle ya da böyle sonsuza
       dek aşkla yaşarlaar."
       Tüm bu monoloğumdan sonra sorduğu soru ilginçti.
       "Oğlan karanlık sırlarını kıza ne
       zaman anlatıyor?"
       "Artık dayanamayacak gibi hissettiğinde ve
       kızın onu dinlemek için orada olduğunu
       bildiğinde."
       Karanlık sırlardan bahseden kimdi ki şimdi? Hem
       beni gerçekten dinliyor muydu? Konuşurken ben bile kendimi
       dinlemiyordum genelde.
       Eğlenceli bir bakış belirdi suratında. "Bu
       kadar şeyi nerden biliyorsun?"
       "Çok kitap okurum, çok. E-kitaplar, forumlar, eski kitaplar.
       Bulabildiğim her şeyi okurum."
       "Favori kitabın ne?"
       "Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini." dedim
       heyecanla. Daha önce saçma anketler dışında kimse
       bana en beğendiğim kitabın ne olduğunu
       sormamıştı "Kadınların ne kadar cesur
       olabileceğini anlatıyor. Senin en sevdiğin kitap
       ne?"
       Düşünür gibi yaptı. "Üç Silahşörler,
       sanırım."
       #Post#: 10--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 7:06 pm
       ---------------------------------------------------------
       -8-
       Düşünür gibi yaptı.
       "Üç silahşörler, sanırım." deyince
       duraksadım. "Okula gidiyor musun? Kaçıncı
       sınıftasın?"
       "Bilmem, gidiyor gibi mi görünüyorum?"
       "Kaç yaşındasın?"
       "Senden büyüğüm."
       "Adın ne?"
       "Önemli mi?"
       "Sorularıma soruyla cevap vermeyi bırak!"
       dediğimde ilgiyle "Bu seni kızdırdı
       mı?" dedi.
       "Evet." dedim sakince ama sonra ilgili gibi davranıp yine
       soru sorarak benimle dalga geçtiğini fark ettim.
       "Şunu yapmayı bırakacak mısın?"
       Cebimden telefonumu çıkardım ve komidinin üstündeki
       dolaşmış kulaklığıma elimi
       attım.
       "Bu kıyafetle mi uyuyacaksın?"
       "Uyuyacağımı kim söyledi?"
       "Uyumayacak mısın- hey tamam soru sormadım bak
       öyle yapma." Elimdeki yastığı yerine
       bıraktım.
       "İyi. Arkanı dön." Gerçekten biraz uzanacaktım ve
       üstümü değiştirmeliydim. Onu odadan
       çıkartamazdım çünkü içerdekiler görebilirdi ve onu
       odada bir daha yalnız bırakamazdım çünkü Ayaz
       bile ikincisinde onu fark etmeyecek kadar mal değildi.
       Sırıttı ve hareketsiz durmaya devam etti.
       "Sana dedim ki-"  Ağır ağır
       arkasını dönerken valizimden en kapalı
       pijamalarımı çıkardım: Pembe
       ayıcıklı bir şort ve gri penye tişört.
       Kıyafetleri elime alıp üstümdekileri çıkarmaya
       başladım. Bana bakmaya çalışmıyordu
       neyseki. Hatta arkasını dönmeye yeltenmemişti
       bile. İç çamaşırlarımla
       kaldığımda garip hissediyordum.
       Şu an sırtını görebildiğim çocukla
       kapısı kilitli bir odada yalnızdım,
       yarıçıplaktım ha bir de giyinirken bildiğin
       onun arkasını kesiyordum.
       "Tamam, bitti." dediğimde hala dönmemişti. Bir saniye
       sonra camda gözlerimiz kesişti. Dışarı
       bakıyor gibi yapıp yansımamı izlemişti!
       Yastığımı aldım ve cidden
       canını acıtmaya çalışarak kafasına
       geçirdim. Çok bir şey görmemişti üstümde tabiki iç
       çamaşırlarım falan vardı ama sorun bunu
       yapmış olmasıydı.
       Bir süre sonra nefes nefese kaldığımda
       boğazında bir iz bıraktığıma
       emindim çünkü yatakta üstüne çıkmıştım ve
       elimdeki yastıkla onu boğmaya
       çalışıyordum.
       Uzun ince parmakları zarif görünse de elleri en az
       Ayaz'ınkiler kadar güçlüydü.
       "Utanacağın bir şey yok, vücudun güzel."
       dediğinde yastığı bir kenara
       bırakıp onu direk ellerimle boğmaya
       çalıştım.
       Bir de utanmana gerek yok diyor ya, piç!
       Ellerini benimkilerin üzerine yerleştirip boynundan
       uzaklaştırırken göğsüm sinirden hala
       hızla kalkıp iniyordu. Boğazını
       kızartmıştım ama umrunda değil gibi
       görünüyordu. Yavaşça ellerini belime yerleştirmeye
       çalıştı.
       Karnının üstünde oturuyordum ve beni öyle bir
       tutuyordu ki arada kıyafetler falan olmasa işi
       götürüyoruz diyeceğim.
       Yüzünde çarpık bir gülüş oluştu. "Hemen üstümden
       kalkmazsan yapacağım şeyler için üzülmem."
       Az önce donup kalan ben şimdi de utançtan
       kıpkırmızıya dönerken üstünden kalkmayı
       akıl edebildim.
       "Yataktan in."
       Dediğimi yaparken ben geri yattım ve o ne
       yapacağımı merak ederek beni izlemeye
       başladı.
       "Git pencereden arkadaşını falan izle.
       Olmadı yerde yat. Hadi iyi geceler."
       Kulaklığımı takıp ona arkamı
       döndüm. Öfkemi atacak birkaç şarkıya ihtiyacım
       vardı.
       I wanna sex you up.
       Asla olmaz.
       Slave 4 U.
       Oha şaka mı bu?
       Stir Me Up.
       Yetti artık.
       Telefonumun şarkı
       karıştırıcısına ve telefonumda
       bunları bulundurduğum için kendime
       saydırırken Sanatçılar > Avenged Sevenfold > Hail
       to the King'i açtım. Nihayet düzgün bir şeyler.
       Şimdi evimde olsam kalkar en saçma salak şarkıda
       bile headbang yapmaya çalışırdım ama burda
       babaannem bu ses ne deyip odaya girdiğinde uzaylı
       gördüğünü sandığı için bir daha yapamam.
       Ayrıca pencerenin yanında oturan kıçın
       sahibi burdayken asla.
       Gözucuyla ona bakarken benliğimi bir acıma duygusu
       kapladı. Zaten sokaklarda filan yatıyor
       olmalıydı, bir gece yatakta uyumak için içi gidiyordu
       belki.
       Ahh lanet olası vicdan! Seni ameliyatla falan
       aldıramıyor muyuz?
       Ayağa kalktım ve onu maalesef geri giydiği
       tişörtünden sürükledim.
       "Geç." Başımla yatağı işaret
       etmiştim. Yastığın birini alarak ona ters
       bir şekilde yatağa uzandım, neyseki iki
       kişilik kocaman ve geniş bir yataktı.
       Sıkışmayacağız yani.
       Öncelikle oha! Ayakları o kadar kötü kokuyor ki şu an
       ona kese atmak, kafasını içinde plastik ördek yüzen
       bir küvete sokmak, banyo falan yaptırmak istiyorum ve bunu
       düşünürken yüzüm kızarmıyor. Düşünün
       artık ne kadar kirli. Ahh zavallı burnum!
       Saçlarını dört defa şampuanlardım, kendi
       köpüğümle temizlerdim ve- ve yuh ben ne diyorum böyle? Koku
       beni fena çarpmış olmalı.
       Başımı çevirmeme rağmen hala bayılacak
       gibi hissediyorum. Otuduğum yerde doğruldum, beni
       görünce o da aynı şekilde kalktı.
       "Ayakların berbat kokuyor."
       "Ah," dedi şaşkınlıkla. "Üzgünüm."
       "Sorun değil." dedim ve bugün çok
       hırpaladığımı düşündüğüm
       yastığımı alarak geri yanına
       uzandım. Müziğin sesi kısmalıydım belki
       ama kısamazdım çünkü rock kısık sesle
       dinlenmez bebeğim!
       Somewhere I Belong (Ait Olduğum Bir Yer) çalarken üstünde R
       yazan kulaklığı ona uzattım. "Linkin Park."
       dedim yabancı müzik dinliyor mu hatta müzik dinliyor mu
       diye düşünerek. "Sağlam gruptur." diye ekledim.
       "Son albümleri berbattı." diye beni
       şaşırttığında ikimiz de aynı
       anda "Burn it down dışında ama." demiştik.
       Sessizce kıkırdarken yüzümü ona doğru çevirdim.
       Gözleri yakından o kadar güzeldi ki..
       Ve kirli olsun ya da olmasın yüzüne düşen
       saçlarını geriye ittirmek istiyordum.
       Parmaklarımı yüzüne doğru
       yaklaştırdığımda kendini geri çekti.
       Ortamı değiştirmek için sanırım,
       "Aitlik hissettiğin biri ya da bir şey var mı?"
       dediğince "Ailem." dedim hiç düşünmeden. "Ve bu
       şehir."
       İnanın ya da inanmayın 4. sınıfta
       şehrin diğer ucuna
       taşındığımızda aylarca burayı
       sevmemekte direnmiştim ama aradan 7 yıl geçti ce
       buraya ait olduğumu kabul etmek zor değil artık.
       "Senin?" diye sorduğumda hafifçe omuz silkti ama fark
       etmiştim. "Sanırım yok."
       Karıştırıcım sonraki hafta ona lanet
       edeceğim şekilde sözleri ironik olan o
       şarkıyı çalmaya başladı."
       "Ben kötü bir kızım ve
       Kalbim taştan yapıldı
       Bu yüzden sus bebeğim
       İnancımı çoktan kaybettim
       Ben kötü biriyim
       Sevgine değer değilim."
       Gözlerimi ondan kaçırdım. Ona kötü olduğunu
       söylemiştim ve onun tıpkı şarkıdaki
       kız gibi olduğunu düşündüğümü biliyordu.
       Titrekçe elimi kulağına görütüp
       kulaklıklarımızı çıkardım ve
       "Uyuyacağım."d dedim. Öyle de yaptım.
       Birkaç saat sonra yarıkaranlıkta gözlerimi
       açtığımda terden yapış yapış
       olmuş ve sıcaktan uyanmıştım. O serseri
       yanımdaydı ve ben bacaklarımı beline
       dolamıştım. Elleri kalçamın üzerindeydi
       benimkiler de onun çıplak göğsünde.
       Yuh ya uyurken üstünü çıkarmış. Gözlerimi birkaç
       kez kırpıştırdıktan sonra
       bakışlarımı aşağıya
       kaydırdım. Sadece boxer'ıyla mı uyuyor? Eh,
       lanet olsun.
       Elimi üstünden çekip yüzüne baktım.
       Kaşlarını çatmıştı. Kim uyurken
       bunu yapar ki? Hafifçe sırıttım, uyurken
       arınmış gibiydi, neredeyse masum bile
       görünüyordu.
       Tedirginlikle dudağımı dişlerken
       pamaklarımı gece karası saçlarına
       uzattım ve yüzüne düşenleri geriye doğru çektim.
       Bir an için nefesim kesildi.
       Birkaç saat önce ona sapık olduğunu söyleyip
       bağırmıştım ama asıl sapık
       benim iç sesimdi. Şu an bana neler
       fısıldıyor tahmin edemezsiniz..
       Pencerenin önüne atılı kıyafetleri dikkatimi
       çekti. O geri uyanıp gece boyunca pencereden çetedekileri
       izlemiş olmalıydı. Yatmaya gelirken de pencereyi
       kapatmış olacak ki havasız
       kalmıştık.
       Bacaklarımı da onunkilerden çekip nihayet
       aramızdaki teması sıfıra indirgerken
       gözlerimi yumdum.
       Şu an bir erkekle yatıyordum. Aynı yatakta.
       İlginçti ve fazlasıyla sıcak.
       Gece gece ne kadar da çok düşünüyordum böyle?
       Uyu Almira, dedim. Sabah olunca her şer biterdi değil
       mi? Güneş doğduğunda geceden kalma her şey
       biterdi.
       **
       #Post#: 11--------------------------------------------------
       Re: İz Bırakanlar
   DIR By: suestillplaying
       Date: September 17, 2015, 7:08 pm
       ---------------------------------------------------------
       -9-
       Günün ilk ışıklarıyla gözümü
       açtığımda iki kişilik geniş bir yatakta
       yayılarak tek başıma uzanıyordum.
       Evet, tek başıma.
       O serseri bana haber vermeden çekip gitmişti. Gözlerimi
       kırpıştırarak hala kilitli duran kapıya
       baktım.
       Oha, camdan atlamış manyak. Gerçi ilk kattayız ya
       benim bile atlamışlığım var burdan.
       Tamam, sakin.
       Telefonumu elime aldım ama ona ulaşacak bir numaraya
       sahip olmadığımı
       şaşkınlıkla hatırladım.
       Adını bile bilmiyordum ki.
       Yanıp sönen ekran İlyas'tan gelen 3 cevapsız
       aramayı ve 2 sesli mesajı işaret ediyordu.
       Gülümsemem suratıma yayılırken hevesle ilkini
       açtım.
       "Merhaba Almi, seni ben de özledim. Haftaya perşembe
       dönüyorum partiden önce şehre yetişeceğim yani.
       Bu arada Nehir'in doğumgünü falan mı? Hediye almam
       lazım mı? Güzel şeyler var burda, halledebilirim.
       Ve pekala iyi haber yakınlarda bir internet
       kaynağı buldum, akşam Skype açalım seni
       görmek istiyorum."
       İlyas'ın sesini hülyalı hülyalı dinlerken o
       da mesajını bitirip kapattı. Merakla ikinci ses
       kaydını açtım. "Bu arada, Not: Seni seviyorum."
       Kıkırdayarak birlikte ilk izlediğimiz filmin Not:
       Seni Seviyorum olduğu aklıma geldi. Bunu
       hatırlıyor olmasını seviyordum, onu
       seviyordum.
       Tamam ben abartılı biri değilim hatta genel
       olarak kendimi incelediğimde sıradan birinden
       farklı hiçbir özelliğim yok,
       tutamadığım çenem ve köpek
       balığına kafa atmaya çalışan japon
       balığının pervasızlığına
       sahip olmam dışında.
       Diyeceğim o ki ben hep İlyas'ın yanında
       yürürken parmakla gösterilen 'o şanslı sürtük!'
       olmuştum. İnsanlar ne derse desin aynaya
       baktığımda gördüğüm kusurlara rağmen
       kendimi güzel buluyordum ben. Eğer siz kendinizi
       olduğunuz gibi kabul ederseniz başkaları da sizi
       öyle görür.
       Her şey kendine saygıyla başlıyor yani
       aslında. Benim özgüven kaynağım da İlyas
       olmuştu mesela. Kendimde gerçekten sevilecek bir
       şeyler olduğunu fark etmem onun beni sevmesiyle
       başlamıştı. O, beni hiç kimsenin
       yapamadığı kadar severdi.
       Ben bu kadar şeyi hak edecek nitelikte biri olmasam bile.
       Kocaman ve saf altından bir kalbi vardı onun.
       Tüm o insanlar bir konuda haklıydı. Onu bulduğum
       için şanslıydım. İlyas'tan önce babam
       dışında tüm erkeklerin birer moron ve
       gerizekalı olduğunu düşünüyordum, bu konuda o
       beni yanıltmıştı.
       İlyas'tan bu kadar bahsediyorum ama gariptir ki son bir
       buçuk aydır onu görmemiş olmama rağmen kendimi
       eksik hissetmiyorum. O benim için dünyadaki en önemli
       insanlardan biri. Tamam onu seviyorum, onu özledim, yine onu
       seviyorum ama ona gerçekten aşık mıyım?
       En az o piçler kadar kötüsün Almira, dedi iç sesim. Çocuk sana
       seni seviyorum diyor sen, gidince eksik hissetmedim şey
       olup gitse umrumda olmaz diyorsun.
       Öyle demedim, diye homurdandım. İç sesim akıl
       almaz bir sürtük.
       Telefonu bırakıp odamdan çıktım. Bugün
       cumartesi olduğu için tüm ahali evdeydi. Babam ve abimin
       kaldığı odaya girerken -babaannemlere onlardan
       önce gelip yerleşmenin yararları, ben tek
       başıma kalıyorum- parmak uçlarımda
       yürüyordum. MP4'ümü açarken Ayaz'ın yatağına
       zıpladım. Boyfriend son ses odada
       yankılanıyordu.
       "If I was your boyfriend I'd never let you goo!"
       Bağırarak eşlik ediyordum. Ayaz
       ayağımdan tutup beni düşürmeye
       çalıştı ama ben ondan daha
       hızlıydım.
       "If Ayaz's my boyfriend I'd never let him go. Mal-o-ya,
       mal-o-ya, yeaah girl!"
       Sonunda abim küfürler saçıp kalkarken yan yatağa
       zıpladım ve hala uyanmamakta direnip yastıkla
       kulaklarını kapatmaya çalışan babama
       kahkahalarla baktım. Bu sefer de Superbass'i söyleyip ördek
       dansı yapmaya başladım. Babam tıpkı
       abim gibi -cidden aynısı yalnız-
       kaşlarını çatıp homurdanmaya
       başlayınca yere zıplayıp "Burda işim
       bitti!" dedim.
       Odanın kapısından bizi izleyen babaannem
       "İki çocuğu birden idare etmek zor olmuyor mu?"
       dediğinde kıkırdadım. "İdare ediyorum
       işte."
       Mutfakta kahvaltıyı hazırlarken babam, Ayaz'a
       tuvaleti önce kapmasıyla ilgili bir şeyler
       saydırıyordu.
       "Sen olmasan bunları hayatta uyandıramazdım ben.
       Kıyamam."
       "Ben gayet kıyarım. Kıvırcıklara
       ölüüm!" dedim tekrar gülmeye başlayarak. Şu an
       ikisinin saçı da kıvrılamayacak kısa olsa da
       babam ve abim güzel lahana kafalara sahipti. Benim aksime.
       Benim saçlarım tıpkı anneminkiler gibi düzdü
       ağız ve burun yapımda onunkine benziyordu ama
       geri kalan her şeyimi baba tarafından
       almıştım. Bazen babaannem beni
       kızdırmak için inadımı annemden
       aldığımı söylerdi gerçi. Her neyse.
       O kadından tek bir gen bile istemiyorum. Ayrıca
       babaannemin gençlik fotoğraflarını görünce dilim
       yere yapışmıştı, çok canlar
       yakmış olmalıydı. Büyükbabam da mahallenin
       en yiğit delikanlısıymış duyduğum
       aile anılarına göre.
       İstediğiniz kadar o taraftan gen verebilirsiniz yani,
       sorun etmem.
       Babam, abime "Telefonunla oyun falan mı oynuyorsun sen
       orda?" deyince gözlerimi devirdim. "Yan tarafta bir tuvalet daha
       var baba."
       Saçlarını kaşıyıp yürürken bu komik
       hallerine gülüyordum. Bir tek büyükbaba sorunsuzca
       uyanmıştı. Herkes yerleşince kendim
       dışımdakilerin bardaklarına çay doldurdum.
       Babam, babasıyla bilmem kaç gün sonraki derbi hakkında
       koyu bir sohbetteydi.
       "Erkekler daimaçocuk kalır." diye
       mırıldandım, kimsenin duyamayacağı
       şekilde tabiki.
       Bugün güzel bir gündü.
       Ayaz çatalını bırakıp bana döndü. "Deli
       misin kızım niye kendi kendine gülüyorsun sen?"
       "Senin tipine güldüm. Suya atsak yüzersin o derece kayık
       yani." dediğimde "Dün gece kiminle konuşuyordun sen?"
       diye sordu bana aldırmayıp.
       "Kimseylee."
       "Duydum işte. Kimle diyorum?"
       "Beni mi dinliyordun ya sen!"
       "O İlyas denen gerzekle değil mi?"
       "Ona böyle diyemezsin ayrıca kendi sevgiline bak sen!" diye
       sataştığımda olayı klasik bir
       kardeş kavgasına çevirip rahatlamıştım.
       Masadakilerin abimle saç baş dalacağımız
       kadar birbirmizi deli etmemizi fark etmemeleri ne garip
       değil mi?
       Ama, hayır. Çünkü futbol çok önemli bir konu (!) Neyse ne
       işte.
       O serserinin odamda kaldığını bilmiyor
       olduğu sürece sorun yok. Bu arada abimin kız
       arkadaşı - Mal-o-ya, sabah şarkıda
       bahsettiğim vatandaş olur kendileri-
       tanıdığım en saçma insanlar listesinin
       flamasını taşıyor.
       Adı Manolya ve kendine Venüs dedirttiriyor. Aptal biri.
       Üstelik kokoş ve abimden iki yaş büyük. Öyle bir
       makyaj yapıyor ki sanırsın suratı filli
       boyanın reklam çekimlerinde duvar niyetine
       kullanılmış.
       Yine de abimin neden onunla birlikte olduğunu anlamak zor
       değil çünkü Manolya anaç biri ve abim de tıpkı
       benim gibi annesiz büyüdü.
       "Venüs seninle yemeğe çıkmamızı istiyor."
       dedi abim nihayet ikimizin de öfkesi dinince.
       Tam hayır diyecekken aklımdan bin bir türlü cinlik
       geldi geçti. Çok piç bir insanım.
       "Tabii, çok isterim abicim yaa." dedim kirpiklerimi
       kırpıştırarak.
       Elime düştün Venüs Hanım!
       Ayaz ona abicim, dememin şokunu bir köşede atlatmaya
       çalışadursun benim aklımda o an çok başka
       biri vardı.
       Adını bile bilmediğim biri.
       Ona Ela Göz demeyeceğim çünkü kulağa Doktorlar'dan
       fırlama bir Yasemin Ergene canlanıyor gözümde.
       Adını öğrenene kadar o piçten bahsederken Athos
       diyeceğim.
       *Yazarın Notu: Athos, Üç Silahşörler'deki
       silahşörlerden biri*
       Şafak artık beni takip etmiyordu -şükürler olsun-
       ve onu bir daha göremeyecektim. Ela gö- Athos kötüydü, kirliydi.
       Muhtemel bir hırsız veya katil.
       Ayrıca parlak ela gözlerinin derinliklerinin ardında
       sakladığı sırları vardı. Ondan
       nefret ediyor biraz da -tamam bayağı bayağı-
       korkuyordum.
       Ama..
       Bana bir teşekkür fırsatı bırakamadan
       gitmişti, üstelik ben gece boyunca onunla birlikte
       uyumuştum. O gece benimle gerçekten konuşmuştu,
       onu tanımaya başlayacaktım belki de.
       Şimdiyse gitmişti.
       Pencereden yola baktım. Köprünün üstünden geçen
       arabaların oluşturduğu yoğun araç
       trafiği dışında sokak bomboştu.
       Athos'a borçlu kalmak istemiyordum ama yapabileceğim bir
       şey de yoktu. O gitmişti.
       Sofradaki artıklardan kedilerin yiyebileceklerini
       düşündüğüm birkaçını ıslatıp
       aşağıya götürürken beyaz tüyleri olan bir kedi
       olsam hayatın ne kadar basit olacağını
       düşünüyordum.
       *****************************************************
       Page 1 of 2
   DIR Next Page