DIR Return Create A Forum - Home
---------------------------------------------------------
izbirakanlar
HTML https://izbirakanlar.createaforum.com
---------------------------------------------------------
*****************************************************
DIR Return to: İz Bırakanlar
*****************************************************
#Post#: 2--------------------------------------------------
İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 6:52 pm
---------------------------------------------------------
Giriş
Almira, sıcak bir yaz gününde bir çocukla
tanışır. Hayatını alt üst edecek biri.
Bildiği her şeyin yanlış,
hayatınınsa bir yıkımdan ibaret
olduğunu gösterecek ve onu yakıp geçtiğinde,
küllerine kadar aşka düşürecek biri.
"Ama her şey bu kadar basit değildi, çünkü tüm bu
hikayede bir tanıdıklık hissi vardı, ömür
boyu süregelen bir
alışılmışlık..."
Kötü Çocuklar Çetesi, yeniden
Haziran, 2015 // Ankara
"DİLEK"
Bir gölge gördüm, benim olsun istedim
Güneşten korusun onu karanlığım
Ve onda sürsün siyahlığım
Çünkü saklanacak başka bir renk yokken
Yalnız geceye sığınacak durumdayım
Bir kız vardı, benim olsun istedim
Onu gölgeme hapsedeyim
Bir tek ben bileyim adını
Çünkü o her şeyiyle benim
Bir iyilik vardı yapmam gereken
Ama görmezden geldiğim
Bırakmam gereken bir kız
Ve arsızlığım, bencilliğim
Bir dileğim vardı, yalnızca bir tane
Kullanmayı beceremediğim
Ve onu kaybettim
Dileğim sendin,
Ama seni mahvetmeseydim
Zaten benimdin.
#Post#: 3--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 6:54 pm
---------------------------------------------------------
-1-
Şehrin gündüzleri bayıltıcı olabilen
sıcaklığı şimdiyse yerini serin bir
esintiye bırakıyordu. Bu fırsatı yabana
atmayıp açık havadan yararlanmak isteyen babannemle
onların balkonunda oturmuş
dışarıyı seyrediyorduk. Dedem, Ayaz'la
birlikte dışarıdaydı ve babam her zamanki
gibi işinin geç bitebileceğini söyleyip 'beni
yemeğe beklemeyin' demeyi de ihmal etmemişti.
Az önce ıslatıp kedilere attığımız
ekmeklerin yok oluşunu büyük bir keyifle izliyorduk.
Babaannem tüm yaz boyunca onların susuzluktan veya
açlıktan ölmesini engellemişti, o bir melektir,
gerçekten. Esinti yanaklarımı okşayıp
geçerken önümüzde rüzgarı kesecek bir bina
olmadığı için tarif edilemez bir mutluluk
yaşıyordum. Şehrin bu kısmı zaten fazla
tenhayken sokak da bugün neredeyse boştu, hatta araba filan
bile geçmiyordu. Bu yüzden aşağıdaki kedileri
izlediğim sırada köprünün altında oturan bir grup
çocuk anında dikkatimi çekebilmişti. Evsizler miydi,
neden orada duruyorlardı? Babaannem burada uzun
zamandır yaşıyor olduğu için mahallede dönüp
bitenleri bilme ihtimali yüksek olduğundan merakla ona
döndüm. "Orada oturanlar kim?"
Büyük çerçeveli gözlüğünü geriye doğru ittirip
bakışlarımı takip etti,
odağımı bulduğundaysa yüzünü buruşturup
öfkeli bir sesle konuşmaya başladı.
"Esrarkeşler, pis hırsızlar. Kafayı bulup
oralara yatar bunlar. Her gün de olay çıkarırlar. Çok
uğraştık bunları dağıtmaya ama hep
başka bir çete çıkıyor...." Babaannem öfkeyle
saymaya devam ederken grubu tekrar incelemeye
başladım. Sanırım yedi kişiydiler.
Bundan emin olamıyorum çünkü saat dokuza
yaklaşıyor ve titrek sokak lambaları
dışında havayı aydınlatan bir şey
yok.
"Anaları babaları yok mu bunların?" dedim
kaşlarımı çatarak. Kim çocuğunun bu saatte
bir araba köprüsünün altında oturup kafayı
bulmasına izin verir ki?
"Doğurup doğurup sokağa atıyorlar." Bu sefer
sesi öfkeden çok acıma doluydu. Ben hala onlara bakarken
biri beni fark etti ve sırıtarak orta
parmağını havaya kaldırdı.
Bu da ne demek? Ne yaptım ki ben?
Krem rengi şapkasını ters takmış olan,
soluk siyah tişörtlü bir çocuk -sanırım
yanındaki ve benim aramdaki diyaloğun farkında
değildi- yine beni fark etmeyen diğer iki kişiyle
beraber ayağa kalktı ve sokağın öbür ucuna
doğru ağır adımlarla yürümeye
başladı. Eğer doğru görüyorsam
şapkalının yanındakiler kızdı! Bu
saatte! Ot falan çekip bir grup erkekle takılıyorlar
ve aileleri bilmiyor! Benden en fazla birkaç yaş büyük
olmalılar.
Hayretle gözlerimi kırpıştırdım ama
görüntü hala karşımdaydı. Nasıl bir dünyada
yaşıyorduk böyle?
Bana hareket çeken çocuğun ilgisini kaybetmiş
olmalıyım ki yanındakilerle konuşmaya geri
döndü. Bu iş bu kadar değildi ama. Bu kadar kolay
değildi. Oturduğu yerde uyuklayan babaanneme döndüm.
En fazla bakkala gittim derdim. Merdivenlerden
aşağı inip köşeye doğru yürürken her
bir hücrem 'evine geri dön!' diye bağırıyordu ama
ben ilk defa adrenalini kanımda bu kadar yoğun
hissediyordum. Soluk gri eski bir tişört giymiş olan
çocuğa yaklaştım.
"Onu bana mı yaptın?" Gülerek ayağa kalktı,
boyu benden kısaydı. Dişleri çarpıktı
ve çürük doluydu. "Evet. Bir sorunun mu var? Daha gerçeğini
mi istiyorsun yoksa?"
Arkadaki çocuklar gülüşürken öfkeyle tısladım.
"Hemen benden özür dile!" Oturanlardan biri daha ayağa
kalkarken kahkaha atıyordu. "Senin gibi tatlı bir
kızın bu saatte burda ne işi var?"
Dişlerinin daha düzgün görünüyor olmasına rağmen
iki metrelik boyuyla gözümü korkutmuştu. Hem cidden ben
burda ne yapıyordum ki? Gecenin bir yarısı dört
erkekle birlikte köprünün altındaki çimlerin üstünde.
"Benden özür dileyeceksiniz." dedim ama sesim oldukça zayıf
çıkmıştı. Sadece gülmeye devam ettiler.
"Eminim güzel bir tadın vardır." dedi gri
tişörtlü dudaklarını yalayarak. Şimdi ne
halt edecektim? Koşmalıyım. Evet Almira,
koş, uzaklaş!
Geriye adımımı atmamla dev olanın koluma
yapışması bir oldu. "Bizden
sıkıldın mı hayatım?" Kolumdaki eline
daha da yüklendi. "Bana cevap ver!" Ağlamamak için kendimle
savaşırken gri tişörtlü kahkahasını
bastırıyordu. Bu sırada arkadan otoriter bir ses
duyuldu.
"Onu bana bırakın beyler." Öne çıkınca
yüzünü görebildim: Krem rengi şapkalı çocuk!
Teşekkür ederim, teşekkür ederim! Gri tişörtlü
olan benimle aynı duyguları paylaşmıyor olsa
gerek ona çıkışmadan duramadı. "Kendi
ayağıyla bana geldi abi, hayır
bırakmıyorum."
"Evet Şafak, bırakıyorsunuz. Hepiniz." O adi
pisliğin adı Şafak mıydı? Dev olan
çocuk bile şapkalıyı dinleyip çoktan
morarttığı kolumu serbest bırakınca
diğerleri de homurdanarak ayağa kalktı ve
şükürler olsun ki uzağa doğru yürümeye
başladılar. Derin bir nefes almak için çok mu erkendi?
Krem rengi şapkalı -sanırım
şapkası aslında beyazdı ama kirden ve tozdan
kreme dönmüştü- onlardan biri miydi, değil miydi? Beni
sağlam kolumdan tutup oldukça ıssız görünen bir
yolda sürüklemeye başladı. Aklıma kaçmak için
karşıdaki kafeyi not düşerken bir anda durdu ve
bana döndü.
"Aklından ne geçiyordu seni aptal?"
#Post#: 4--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 6:55 pm
---------------------------------------------------------
"Aklından ne geçiyordu seni aptal?"
-2-
"O piç bana saygısızlık etti!" Sesim
çatallaşmamış, gözlerim dolmamıştı
ve şu ana kadar bir hayli iyi gidiyordum. Ah, ama ya eve
döndüğümde babaanneme ne diyecektim?
En az diğerleri kadar kötü görünen -ve kokan- çocuk
şapkasını çıkardı ve kirden
yapışmış gece karası
saçlarını eliyle karıştırdı.
Gözleri beni dövecekmiş gibi bakıyordu. Ela,
vahşi ve gösterişli gözleri vardı.
"Sana zarar veremeden seni bulduğum için
şanslısın, seni aptal kız."
"Ben aptal biri değilim!" diye
çıkıştım. Beni tanımayan birinin her
cümlesinde bana öyle seslenmesi sinirime dokunuyordu.
"Evet öylesin." diye tekrar etti tükürür gibi.
"O piçlerden bir farkın yokmuş!" dedim
bağırarak.
"Onlar benim ailem, aptal."
"Bana bir daha aptal dersen fena olacak!"
Küçümseyici bir kahkaha attı. "En fazla ne yapabilirsin
ki?"
Elini tutup dirseğini ters çevirirken "Bu mesela," dedim.
Dişlerini sıkmıştı ama
bağırmadı. "Daha birkaç numaram daha var." Ben
kendimle övünürken cebinden hiç de küçük olmayan bir çakı
çıkardı. "Bir de şimdi dene hadi."
Gözlerimin korkuyla açıldığını fark
ettiğinden neredeyse emin olsam da kendimden ödün vermedim.
"Neden beni kurtardın? Cüzdanımdaki paraları tek
başına yemek için mi?"
"Ben hırsız değilim." Sesi sakin ve monotondu.
Benimkinin aksine..
"İnsanlar öyle demiyor ama!" Babaannem onların iyi
olmadıklarını düşünüyorduysa eğer,
bunun hiçbir çıkarı yoktu ki sadece bir avuç çocuk
olsunlar.
"Cehenneme kadar yolun var."
"Sen cennete gidiyorsan ben oraya gelmem zaten!"
Benim bu çocukça lafım onu gerçekten güldürmüştü.
"Hayır aptal kız, gelirsin." dedi. Çarpık ve
hoş bir gülüşü vardı ama bu çöp tenekesine
batırılmış gibi koktuğu gerçeğini
değiştirmiyordu. Utanmasam elimle burnumu
kapatabilirdim.
"Evime gidebilir miyim?" deyince bana dik dik baktı.
"Bir daha kötü çocuklara bulaşma."
"Sana ne ki?" dediğimdeyse sinirlenmemek için nasıl
bir çaba harcadığını görebiliyordum.
"Başımıza bela açabilecek bir kıçın var
ve ben ceset saklamada iyi değilim, anlıyorsun ya?"
Şaka yapıyor değil mi? Lütfen biri bana öyle
olduğunu söylesin. Suratı o kadar ifadesiz ve ciddi
duruyor ki, ah lanet olsun!
Resmen koşarak oradan uzaklaşırken bir daha asla
kötü çocuklara bulaşamayacağıma dair kendi
kendime yeminler edip sözler verdim.
Zili çalmadan eve girmeyi denediğimde neyseki
anahtarları şıngırdatmadan cebime
atmayı başarmıştım. Babaannemse hala
bıraktığım yerde duruyordu. "Kuzuum, uyan
hadi." diye mırıldandım yavaşça. O da beni
böyle uyandırırdı. Babaannem bizi terk eden
annemin aksine oldukça anaç ve sevecen bir kadındı.
"Gece uyuyamayacaksın bak." dedim yanaklarını
sıkarken. Bu sırada zil çalmaya başlayınca
kaşlarımı çatarak birinin beni takip
edebilmiş olmasının ihtimalini zihnimde
tarttım. Ah hadi ama, durumu abartıyor olabilirdim,
yani şey, birazcık abartıyor olabilirdim. Gelen
ya babam ya da büyükbaba ve Ayaz olmalıydı.
Kapıyı açtıktan sonra "Merhaba baba,
hoşgeldin." deyip beni yanıltmayan babama bakarken o
manyakların yanında biraz daha esir kalsam neler
olabileceğini düşünüyordum. Ya da o ela gözlü,
pasaklı çocukla.
Beni kurtarmıştı belki ama en az diğerleri
kadar da dehşete düşürmüştü. Babamın sesiyle
aklımdakilerden sıyrıldım. "Babaanneyle
büyükbaba burada mı?" Olanların şokunu sonuna
kadar yaşasam da normal davranmak zorundaydım.
"Babaannem uyuyor. Büyükbaba, Ayaz'la dışarda."
"Tamam, şunları al da dolaba yerleştir
kızım." Elindeki poşetleri alıp içeri
geçtim. Buzdolabıyla işim bittiğinde valizimi
bulup içinden birkaç parça kıyafet çıkardım ve
banyoya doğru ilerledim. İlk başta ılık
olarak açtığım suyu sonradan tamamen soğuk
yapmaya karar verdim. Zihnim şoktaysa bedenim de şokta
olsun bari. Ever bu kadar saçma bir insanım.
Saçlarımdaki köpüğü kabartırken bir anda
aklıma ela gözlü çocuğun söyledikleri geldi.
Bir daha kötü çocuklara bulaşmayacaktım..
Zaten niye en başından böyle bir şeye
kalkışmıştım ki?
İç sesim esneyerek saymaya başladı:
'Can sıkıntısı, adet öncesi dönem,
güneş çarpması...'
"Tamam anladık," diye geçirdim içimden. İç sesim
genelde saçmalığın daniskası olsa da
doğru söylüyordu bu sefer. Bu geceki saçma
davranışlarımın bir açıklaması
yoktu. Ela gözlünün dediği gibi, aptal bir kız gibi
davranmıştım.
Aklımda canlanan anı, bu sefer annemdendi.
"Aptal kızını benden uzak tut!"
Yıllar beni elbette alıştırmış,
olgunlaştırmıştı.
Ağlamıyordum sadece kalbimde siyah bir boşlukla
yaşıyordum artık.
Ben, Almira Hanlı yalnız, annesiz ve aptal bir
kızdım.
#Post#: 5--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 6:55 pm
---------------------------------------------------------
-3-
Son birkaç gündür dehşete kapılmış bir halde
evin içinde oradan oraya koşturduğum gerçeğini
görmezden gelirsek -ki ben tam olarak öyle yapıyorum-
iyiyim, sanırım. Diğer bir yandan geceleri en
fazla iki saat uyuyabiliyorum ve bu bedenimi bir hayli yorgun
düşürdü.
Müziğin sesini en alt seviyeye getirip telefonumdaki en
bayık şarkıyı açtıktan sonra kendimi
yatağıma attım. Bir grup manyağa
çatmamın üzerinden dört gün geçmişti. Sadece iki gün
daha dayanmalıydım, sonra babam ve Ayaz'la sessiz,
yalnız ve abartılı evimize geri dönecektik.
Sadece 48 saat kalmıştı.
Yüreğimi aniden bir korku kapladı. O piç beni evime
kadar takip ederse ne yapardım?
Ya, evet, çünkü son birkaç gündür ne zaman balkona çıksam
onu bir köşede sinsice beni izler halde buluyordum. Ela
gözlünün dediğine göre adı Şafak'tı.
Çarpık dişleri ve korkutucu bakan siyah,
kısık gözleri vardı. Perdeyi açsam büyük
ihtimalle onu yine sokağın başında
görecektim. Altıma etmemek için harcadığım
çaba inanılmazdı.
Tek kelime, dehşet.
Beni dehşete düşürmüştü. Kendimi kurtarmak için
bir yol bulmalıydım. Bir çözüm bir kaçış...
Belki de babama olanları anlatıp o piçler
hakkında mahkeme kararı çıkartmalıydım.
Babam şehrin hatta bölgenin en iyi avukatıdır.
Düşünsenize hangi mahkeme boşanmanın
ardından çocukları anneye değil de babaya verir
ki? Bu onun yeteneğini fazlasıyla
kanıtlamıyor mu?
Anne demişken, benim bir annem yok. 4. sınıfta
babam ve abimle şehrin diğer ucuna
taşınıp yeni bir hayat kurduğumuzdan beri
onu görmedim. Sanırım şehirden
taşındı. Onunla ilgili anılarımın
sayısı parmaklarımın sayısından
daha az ve hiçbiri mutlu değil. Onu özlemedim.
Hem baksanıza babam gibi muhteşem biri varken hangi
mahkeme iki küçük çocuğu psikopat bir kadına
bırakır ki? Tamam onun hakkında düşünmeye
son veriyorum. Şu kötü çocuklar çetesi hakkında ne
yapacağıma karar vermeliyim. Pekala, seçeneklerim
neler?
Hey, baba, durum şöyle, kızın gecenin bir
yarısı dört sokak çocuğuna sataştı.
Krem rengi şapkalı çocuk onu dev olandan kurtardı
ama kızın ona da meydan okudu ve çocuk
kızına çakısını çekti.
Ve ayrıca piçin biri son dört gündür her
adımımı izliyor.
Unut bunu. Ona anlatamayacağıma göre polise de
gidemem, lanet olsun ne halt edeceğim?
Tek kelimesini bile dinleyemediğim ve uyumama gram
yardımı dokunmayan şarkı biterken
babaannemin odanın kapısını
çaldığını fark ettim.
"Büyükbabaya maden suyu al Almir." Tuhaf adımı her
şekilde kısaltmaya bayılıyor.
"Ayaz alsın ya." dedim. Dışarı çıkmamak
için ödümün koptuğunu bilmesinin yerine isyan ediyorum
sanabilir. Bununla yaşayabilirim. "Spora gitti kuzum."
Spormış, peh! Spor dediğin basketboldur,
voleyboldur. Bizim salak her hafta ya dayak yiyip ya da
birilerinin gözünü morartıp eve dönüyor. Tek iyi yanı
bana birkaç hareket öğretmesi. Ela gözlüye
yaptığım gibi mesela.
"Balkondan kova filan sarkıtsak?" dedim
aşağıya inmemek için. "Benim belim
ağrıyor kuzum gel sen hallediver."
Dışımdan oflarken vicdanımsa
sızlıyordu. "Olur Sitare Sultan." dedim ayağa
kalkarken. Paytak adımlarla balkona doğru yürüdüm
sırada babaannem de yemek hazırlamak için mutfağa
geçti.
Bir kağıda '2 sade maden suyu' yazıp parayla
birlikte kovanın içine atarken endişeyle
aşağıdaki insanları inceliyordum. Göz
taramam bittiğinde onu buldum.
Oradaydı işte. Sağ çaprazımda, iki blok
öteden beni izliyordu. Kovanın ipi elimden kayınca pat
diye aşağı düştü. Aşağıda
bakkal "Yavaş ol kızım!" diye tıslarken ben
onu düşünemeyecek haldeydim. Bakkal öfleyerek
kağıdı ve parayı alıp içeri
girdiğinde Şafak hala beni izliyordu ve ben
olduğum yerde donup kalmıştım.
İğrenç sırıtışı
suratında yayılırken bir an için düşünmeyi
bıraktım ve tıpkı bana geçen gün
yaptığı gibi orta parmağımı havaya
kaldırdım. Sırıtışı
suratından silinirken amacıma
ulaşmıştım. Bu sefer donup kalma
sırası ondaydı.
Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru
fırlattığında hazin bir şekilde erken
sevindiğimi fark ettim. Ela'nın çakısı
havada süzülerek üstüme hızla gelirken kendimi son anda
sola doğru attım. Çakı balkondan geçip salon
camlarından biri kırmıştı.
Suratındaki ifade içimde onu öldürme isteği
uyandırıyordu.
Kırılma sesini duyan babaannem yaşına
rağmen koşarak gelmişti. "Almira!" Bana tam
adımla sadece böyle durumlarda seslenirdi. "Ne oldu böyle
kızım?"
"Benim hatamdı, üzgünüm." Alttan bağıran
bakkalı duymamak imkansızdı. "Bugün sen de bir
haller var kızım, dikkat et de kendini öldürtme."
Sağol Sami Amca ya, ben bunu bilmiyordum zaten.
Babaannem sakın yere basma, deyip önüme bir çiftlik terlik
uzattığında Şafak hala
saklandığı yerden beni izliyordu. Eğer yana
eğilmesem bana isabet edecekti! Beni yaralayabilirdi, hatta
göründüğünden daha güçlü bir tipse eğer öldürme
ihtimali bile vardı!
Son birkaç gündür içimde tuttuğum yaşlar dökülmeye
başlarken babaannem yerin halini umursamadan
kırıkları terliğiyle ezip bana
sarıldı. "Sorun değil hayatım, sorun
değil." Camı kırdığım için
ağladığımı sanması yine
vicdanımızı sızlatıyordu bugün.
Gözyaşlarımı sildim.
Liderleri Ela Gözlü olmalıydı değilse bile
hepsine sözü geçiyordu. Ela'yla konuşacaktım ve o piç
bir kez daha yanıma yaklaşırsa polise gidecektim!
İsimsiz ihbar falan bile yapabilirim..ama önce Ela Göz..
Büyükbabam esneyerek balkona geldiğinde aklımdakileri
unutturmuştu. "Neler oluyor Sitare?"
"Vileda, cama çarptım yeri silerken,
kırıldı."
"İçerde vileda görmedim."
"Kaldırdım Süleyman!"
"E ilahi Sitare onu götüreceğine kırıkları
temizleseydin ya önce?" Babaannemin benim için yalan söylemesi
içimde bir şeylerin kopmasına neden olsa da
onların bu hali beni geldürmüştü.
Büyükbabam bana döndü. "Kızım, sen iyisin ya?"
"Evet büyükbaba, iyiyim." Hayır, az kalsın ölüyordum.
Ela Gözlü'yle konuşacaktım. O olsun ya da olmasın
ona bunu ödetecektim!
#Post#: 6--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 6:56 pm
---------------------------------------------------------
-4-
Ayaz, büyükbabaya getirdiğim maden sularından birini
kaparken ona pisçe baktım.
Yavaş iç, öküz. Onu alırken canımdan oluyordum
ben.
"Ne oldu?" dedi ona baktığımı fark edince.
"Nehir'lere gideceğim, beni bırakır
mısın?"
"Hayır." dedi beni görmezden gelerek.
"Niye ya?" diye sordum fazlaca bastırmadan.
"Daha önemli işlerim var." İşime gelirdi yani. O
götürmeye kalksa Ela'nın yanına gidemezdim zaten.
Israr etmeden sinirlenmiş gibi yapıp ayağa
kalktım. Babamı bulduğumda balkondaydı.
"Baba, Ayaz beni Nehirlere götürmüyor."
"Saat daha erken, kendin gidebilirsin kızım." Dikkati
pencereyi onaran iki işçideydi. "Kesinlikle
dışardan zarar görmüş." dedi esmer olan. Bu
sırada yerde bir köşede duran Ela'nın
çakısını fark ettim, lanet olsun, tamamen
unutmuşum onu!
"Tamam işte, babaannem tam burayı siliyordu." dedim
dikkatlerini dağıtıp çakıyı cebime
atarken.
"Almira, yerde kırık olabilir. Uzaklaş oradan,
sen arkadaşına gitmiyor muydun? Hazırlan hadi
erken git erken gel." Gülümseyerek odama gittim. Nehirlere
gideceğimi düşündükleri için rahat bir şeyler
giyecektim, hava da çok bunaltıcıydı zaten. Bu
yüzden altıma kot şort üstüme de dökümlü, kalın
askıları olan çiçek desenli bir bluz geçirdim.
Tam evden çıkıyordum ki Ayaz salondan bana döndü.
"Oha, boya bak." Tabi ki benden bahsetmiyor, şortun boyu
kısa göründü sanırım gözüne. Kısa olsa neyse
bu arada dizimden dört parmak yukarda, klasik bir şort
işte. "Böyle binme otobüse seni ben
bırakırım." dediğinde hemen cikledim.
"Hayır ya geçti o iş. Sen git duvara filan yumruk at."
Bir şey demesine fırsat vermeden
dışarıya attım kendimi. Şafak piçi beni
ön kapıdan beklerken ben arka taraftaki bahçe
kapısından çıkmıştım. Sokaklar
onun olabilirdi, evimi de ben biliyordum sonuçta.
"Büyükbabanın evi." diye düzeltti iç sesim beni.
Köprüye geldiğimde yolun başındaki dört
kişilik grubu gördüm. Geçenki iki kız, dev çocuk ve
başka biri daha köprüden uzaklaşıyordu.
Ne yani kızlar yalnız yürüyemiyor mu?
Ela Göz yanındakine "Ben Şafak'ı
bekleyeceğim. Sen git." dediğinde çocuk
başını salladı ve diğer gruba
katılmak için adımların
hızlandırdı. Birkaç dakika sonra
saklandığım kolonun arkasından
çıktım.
Saçları daha temiz görünüyordu, üstünde aynı siyah
tişört altındaysa koyu renkli yırtık bir kot
vardı. "Sen!" diye bağırdım ve
parmağımı suratına doğrulttum.
"Burada ne arıyorsun?" dedi
şaşkınlıkla. Ayaklarımdan
başlayıp suratımdaki ifadeye kadar beni inceledi.
Bacaklarımda fazla oyalandığını görünce
yanaklarım kızarmıştı ama mevsim
yazdı ve asıl kara çarşaflara bürünmek biraz
iddialı kaçardı, çünkü içinden erimiş bir Almira
olarak çıkabilirdim ancak. Ya da hava bu gidişle
ısınmaya devam ederse eğer,
buharlaşmış bir Almira...
"Evcil hayvanlarını benden uzak tut!" dedim aynı
tonla.
"Neden bahsediyorsun sen?"
"Sanki bilmiyorsun!" Öfkeyle elimi saçlarımdan geçirdim.
O'ysa beni duymuyor gibiydi. "Bu kılıkta burada
olmamalıydın."
"Sana ne ki?!"
"Seni her zaman koruyamam."
"Koruma zaten. Hem kimse yok burada!"
"Aptal, küçük kız." dedi gülümseyerek "Seni benden kim
koruyacak?"
İleri doğru bir hamle yapınca şortun arka
cebinden çakısını çıkardım. "Sakin ol
şampiyon."
Onun kadar havalı açamasam da onu tedirgin etmiştim,
onun beni ettiği kadar olmasa da.
"Sana zarar vermeyecektim." dedi yine
şaşkınlıkla ama gözlerindeki masumiyet
yalandı çünkü o kötüydü. Bir an için
bakışları elime kaydı. "Onu ne ara
çaldın seni sürtük?"
"Bu mu?" dedim öfkeyle. "Adi arkadaşın bunu üzerime
fırlattı. Evimin balkonundayken, o ara çaldım.
"Sana zarar vermeye mi çalıştı?"
"Evet!" diye bağırdım. "Son dört gündür beni
izliyor."
"Bunu bilmiyordum. Üzgünüm. Ona yapmamasını
söylemiştim."
"Seni dinlemiyorsa polise giderim, yemin ederim bunu
yaparım."
Elini kirli sakalının üzerinde
dolaştırdı. "Hayır polise gitme. Ben bir
yolunu bulacağım."
"Seni dinlemiyor tamam mı?"
"Belki onu engelleyemem ama seni koruyabilirim."
Parti boy ketçaplı Ruffles aşkına, Ela Göz ne
demeye çalışıyor? Beni koruyacakmış!
"Bunu tam olarak nasıl yapmayı planlıyorsun?"
"Şafak ya da diğerleri seni rahat bırakana kadar
seni etrafımda tutacağım. Herkese benim
olduğunu söyleyeceksin."
"Benim bir erkek arkadaşım var."
"Kız arkadaşım ol demedim zaten. Bana ait
olacağını söyledim."
#Post#: 7--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 6:58 pm
---------------------------------------------------------
-5-
"Böyle bir şey olmayacak, inan bana."
"O zaman sana yardım edemem, inan bana." dedi sesimi taklit
ederek. "İyi ben de polise gidiyorum o zaman." Blöf
yaptığımı bilmese de olur. "Sana son kez
söylüyorum lanet polisi bu işe karıştırma."
"Berbat bir gerilim filminden fırlamış gibisin
ayrıca bu çok klişe bir laf!" Kendimi tutamayıp
bunu deyince çattığı kaşları eski
haline döndü. Yine onu güldürmüştüm. Öfkeyle
ayağımı yere vurdum. "Onunla konuş. Benden
uzak durun, hepiniz." Eliyle sakallarını
ovuşturdu, gözlerimi ondan
kaçırdığımı neyseki fark
etmemişti. "Seni sadece böyle koruyabilirim Almira."
deyince hemen bakışlarımı gözlerine
çevirdim. "Adımı nerden biliyorsun?" Gülüşü
eğlenceli bir sırrı saklar gibiydi. "Birçok
şey biliyorum seni aptal kız."
"Neden aptal olduğumu düşünüyorsun?" diye sordum
anlık bir merakla diğer her şeyi unutarak.
"Bu saatte buraya bu kılıkla geldiğine göre.."
"Saatte ne var ki?" dedim suratımda ahmakça bir ifade
oluşurken. Günün ortasındaydık çünkü. "Burda
böyle davranamazsın." Gelemezsin demiyor ha? Ne yani
şu "kötü çocuklara bulaşma" olayını unuttu
mu?
Aklımdan geçenleri anlamış olacak ki "Benimsen
benimle birlikte olmalısın." dedi omuz silkerek.
Kaşlarımı çatıp ellerimi belime
yerleştirince "Yanımda olmalısın demek
istedim." diye düzeltti. Öyle demiş olsan iyi edersin
kazanova!
"Senin adın ne?" dedim bir anda konuyu
değiştirerek. Adını bile bilmiyordum ne
garip. Ne garip biriydi.
Gözlerinde bir şeyler değişti ve elini
yavaşça omzuma atarken yanıma geçti. Tam ben 'ne halt
etmeye-' diye çıkışacakken "Sessiz ol. Seni
izliyor." dedi. Şafak piçi. Ah, lanet olsun!
"Normal davran. Bir şeylerden bahset, benimle konuş."
dedi babaannemlerin evine doğru ilerlerken. Dört gün önce
koşarak geldiğim mesafe şimdi nasıl da
uzuyordu böyle? Normal bir şekilde konuşmaya yani
saçmalamaya başladım ama o piçin uzaktan bunu
anlaması mümkün değildi neyseki.
"Babama Nehirlere gideceğimi söyledim ve senin yanına
geldim. Bu hafta ilk defa birine orta parmağımı
kaldırdım ve az kalsın beni öldürecekti. Sonra
bugün gerçekten Nehirlere gitmeliydim ama senin
yanındaydım bu yüzden bana kızmış
olmalı. Eve gidince onu arayacağım ama daha çok
var. İlyas'ı özledim ve burda canım
sıkılıyor. Sanırım bu yüzden
peşinize takıldım. Tamam o bana
saygısızlık etti ama görmemiş gibi
davranabilirdim." Bahçe kapısının önüne
geldiğimizi fark ettiğimde konuşmayı
bıraktım ve başımı yoldan
kaldırıp Ela'nın gözlerine baktım.
"Seni öldürmezdi. Belki kör ederdi ama öldürmezdi o bir katil
değil."
İlk başta suratımda aptal minik bir gülümseme
oluşyu. Beni gerçekten dinlemiş miydi? Çünkü az önce
ben bile ne saçmalıyorum dinlememiştim.
O sözüne devam ederken gülümseyişimin hayaleti kayboldu.
Bana ciddi ciddi onu mu savunuyordu?
"O piçi savunuyorsun yani?"
"Sadece seninle uğraşıyor Almira."
Adımı ondan duymak garipti. İtiraf edeceğim
seksi bir ses tonu var. Saçları, kıyafetleri hatta
teni kirli olabilirdi ama sesi ve gözleri etkileyiciydi. İç
sesim akıl almaz bir sürtük edasıyla onu yorumlamaya
devam ederken dış sesimse kesinlikle farklı
telden çalıyordu.
"Benimle uğraşmasını ben istemedim tamam
mı?!"
"O gece onun dikkatini sen çektin. Güzelsin ve seni istiyor.
Bense seni onun elinden aldım çünkü sana
dokunmasını istemiyorum. Artık bana aitsin."
Bakışları beni delip geçiyordu. "Bana olan
öfkesini senden çıkarmaya çalışıyor ama bu
işi halledeceğim."
Aklım Şafak'tan çok başka yerlerdeydi. Güzelsin,
demişti.
"İçeri geliyorum, evde kimse var mı?" diye sorunca
"Sadece babaannem." diye itiraf ettim. Ayaz, babam ve büyükbaba
ben çıktıktan sonra kahveye gideceklerdi çünkü.
Bir lanet olasıca saniye!
O kötü biri! O bir hırsız hatta belki katil neden ona
evin boş olduğunu söylüyorum?!
"Babam yoldadır şimdi gelir." diye hızlı bir
yalan savurdum hemen. Büyük ihtimalle akşama kadar
gelmeyeceklerdi.
"Tamam, işimiz uzun sürmeyecek zaten." deyip elini
kapının tellerinden öne geçirdi ve cebinden
çıkardığı bir metalle kapıyı
açtı. "Bunu nasıl yaptın?" derken
rahatlamıştım aslında. Evi soyacak olsa bana
ihtiyacı olmazdı değil mi?
Merdivenleri ikişer ikişer çıkıp içeriye
sessizce girdik. Babaannem oturma odasında televizyon
izleyerken uyuyakalmış olmalıydı.
Klimanın derecesini yükselttim ve dışarı
çıktım. Arkamı dönmemle onunla burun burna
gelmem bir olmuştu. Gülerek geri çekildi.
"Hayır şimdi değil." Ben anlaşılmaz bir
ifadeyle ona bakarken elimi tutup beni balkona doğru
sürükledi. Şok içinde balkona sağdan ikinci
kapının açıldığını nerden
bildiğini düşünürken beni balkon demirlerine
yaşladı ve ellerini belime yerleştirdi.
"Şimdi. Öp beni."
#Post#: 8--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 7:04 pm
---------------------------------------------------------
-6-
Hayır! Sen kötü birisin ve ben seni öpemem. Ayrıca
benim bir erkek arkadaşım var!
Son cümleyi sesli söylediğimde güldü. "Haberi olmayacak.
Ben söylemem." Bir tutam saçı kulağımın
arkasına sıkıştırırken gözleri
dudaklarımdaydı. "Ne yapmaya
çalışıyorsun?" dedim felç olmuş gibi
hissederken. Kekelemediğime dua ediyorum.
"Ona benim kızım olduğunu gösterecek misin
göstermeyecek misin?" Başımı yavaşça arkaya
çevirdim. Eh, lanet olsun gözünü kırpmadan bakıyordu.
Ela Göz bana doğru iyice yaklaşırken bir anda onu
döndürerek yerlerimizi değiştirdim ve o bile fark
edemeden elimi dudaklarımızın arasına
yerleştirdim. O piç öpüştüğümüzü sanabilir ama
erkek arkadaşımı aldatmayı
planlamıyorum.
Dudaklarını parmak uçlarıma doğru
kaydırdı ve küçük ısırıklar
bırakmaya başladı. Ne yapmaya
çalışıyor olabilirdi? Belimdeki elleri beni
kendisiyle bitiştirmek için baskı uyguluyordu.
Parmaklarıma bıraktığı öpücükler
başımı döndürmeye başlarken kendimi geri
çektim. Rahat bir tavırla kolunu balkon demirlerinin
üzerine atmış gülüyordu.
Omuzlarım içe çöktü. Benimle oyun oynuyordu resmen ve
kazanan kesinlikle ben değildim. Resmen hareket
edemiyordum, parmaklarım hala dudaklarının
ısısını koruyordu.
Şafak bir küfür savurup uzaklaşmaya başlarken son
dört gündür ilk defa beni taciz etmeyi bırakıyordu
sanırım. Ela Göz umursamaz bir şekilde evin içine
doğru yürümeye başladı. İkinci denemesinde
benim kaldığım odayı bulmuştu.
İçeri geçip kendini yatağımın üzerine
attı. Ayakkabılarıyla!
"Sen gitmeyecek misin?"
"Bu gece burda kalacağım galiba." Kusura bakma ama ben
öyle evsizlere kapı açamam canım hadi sen yoluna, ben
yoluma!
"Babam seni gerçek anlamda öldürür." dedim adi, şirin bir
gülümsemeyle.
"Güzel bir kapı kilidin var ve bu gece sen uyurken ben
Şafak'ı izleyeceğim."
Yani diyor ki çeneni kapayıp odanı kilitle ve kimsenin
seni öldürmediğinden emin olmama izin ver.
"Tamam." dedim omuzlarım yine çökerken sonra cebimden
çakısını çıkarıp eline uzattım.
"Bir daha kaybetme." Saçımı kaşıyarak
valizden temiz kıyafet ve iç çamaşırı
çıkardım sonra çamaşırları o görmeden
tişörtün arasına sıkıştırdım.
Erkek arkadaşımın bile görmeye nail
olamadığı dantelli sutyenlerimi onun gözü önünde
çıkaracak değildim.
"Ben banyoya giriyorum sen de geçmek ister misin?"
Gözleri kocaman açıldı ve dudakları munzır
bir şekilde yukarı doğru
kıvrılmıştı.
"Hayır yani öyle değil seni sapık!" Elimdekileri
sinirle yüzüne geçirdim. "Bir banyo daha var yan tarafta!"
Gülümsemesi kahkahaya dönüşürken "Tamam, ben
yanlış anladım." dedi masum bir
bakışla. Bakışlarını
yatağın üzerine saçılan kıyafetlerime
kaydırdı. Beyaz sutyeni askısından tutup
havaya kaldırmıştı. "Bunu düşürdün!"
"Ver şunu bana!" dedim elinden koparırcasına
alırken. Ayaklarımı yere vura vura odadan
çıkarken o da nihayet ayakkabılarını
çıkarmayı akıl edebilmişti.
Saçımı üçüncü defa şampuanlarken gözümün önünde
beliren bir çift ela göz ona aitti. Su sıcaktı,
bedenim gevşemişti ve 'Öp beni' deyişini hala
duyuyor gibiydim. Derin bir iç çektim.
Beni etkilemişti.
'Bense seni onun elinden aldım çünkü sana
dokunmasını istemiyorum' demişti.
'Artık bana aitsin'
Yedinci iç çekişimden sonra saçlarımın diplerini
kurutup kaldığım odaya geri dönüyordum. Bu
sırada babaannem de uyanmıştı.
"Saatler olsun kızım."
"Sağol, Sitare Sultan." dedim onu öperek. "Ben çok yorgunum
odamda biraz uzanacağım tamam mı?" Senin için ne
yalanlar söylüyorum...
Ama aslında gerçekten yorgundum sadece onun yanına
kendimi serbest bırakıp uyuyabileceğimden emin
değilim.
İçeri girdiğimde o yoktu! Hayır şaka
yapmıyorum! Belki de babaannemin aktın
sakladığı yeri falan bulup gitmişti. Her
şey yalandı. Onun bir hırsız olması
dışında! Bana bakışları ve
dokunuşu..Beni aptal yerine koymuştu.
Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken
iki kişilik misafir yatağının yanında o
an minicik görünen bir detay dikkatimi çekti. Bir çift eski
püskü kahverengi ayakkabı.
Gitmemişti, burdaydı.
"Bu daha kötü!" diye inledim. Babaannem yavaş hareket etse
ve az duysa da onu bulabilirdi ve o zaman başım fena
halde derde girerdi. Odanın kapısını açarken
bugün ikinci defa onunla burun buruna geldim. Bu sefer geri
çekilmedi. Bakışları saçımdan damlayıp
göğsüme inen bir su damlacağına kaydı.
Buraya getirdiğim kıyafetler bu kadar açık olmak
zorunda mıydı? İç sesim hava sıcak salak,
ayrıca kötü çocukların seni bulacağını
nerden bilebilirdin ki, derken ona hak verdim.
Baş parmağı damlacığı
göğsümün üstünde yakaladı. Su damlacığı
tenimde kaybolurken bakışlarını yavaş
yavaş gözlerime kaydırdı. Ela gözlerinin
yoğunluğu benimkileri delip geçiyor adeta içimi
görüyor gibiydi.
Kendine ilk gelen ben oldum. Onu kolundan tutup odanın
içine doğru fırlattıktan sonra kapıyı
sertçe kapatıp ellerim bellerimde ona döndüm.
"Ne halt etmeye odadan çıktın?"
"Elma getirdim." dedi saf bir ifadeyle. Ah, evet opal renkli
gözleri oldukça masum bakıyordu. Elindeki iki elmaya
baktım öfkeyle.
"Kırmızı mı yeşil mi?"
"Yeşil." deyince sinirle o da kırmızı
olanı ısırdı. Tam ben de diğerine
yeltenirken daha ona uzanamadan beni bileğimden
yakaladı.
"İyi misin Almira?"
#Post#: 9--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 7:05 pm
---------------------------------------------------------
-7-
"İyi olup olmadığımı mı
soruyorsun?!" dedim bağırarak. "Sapığın
biri beni takip ediyor ve sapığın
arkadaşı zorla odamda oturuyor!"
Bana gerçekten bir aksiyon filminden fırlamış
gibi göründüğünü düşündürürek sakince
sakallarını sıvazladı. "Gitmemi istiyorsan
giderim."
"Aha sapık olduğunu kabul ettin yani!" dedim
kahkahayı basarak.
Ruhsuz bir şekilde gözlerini devirdi. "Bazen küçük bir
çocuktan farkın olmuyor."
Ben gülmeye devam ederken ne ara geldiğini bilmediğim
abim kapıdan bana sesleniyordu.
"Ya bi sus kızım neye anırıyorsun öyle?"
"Sana ne bee!" dedim kapıya doğru bağırarak
ama aslında her an içeri girmeye çalışacak diye
ödüm kopuyordu.
Ne ara döndü ya bu eve! Kapının kulbu sallanmaya
başlayınca kendimi sakin tutmaya
çalıştım."Seni cadı, neden kilitlenmiş
bu?"
"Üstümü değiştiriyorum hayvan, kapıyı
çalsana, daha akıllanmadın mı sen?" diye
çığırdım bildiğin. Uzaklaşan
adımlarını duyunca üstüme çöken rahatlama hissi
paha biçilemezdi.
"Kardeşin mi?" diye sordu Ela Göz sakince.
"Ayaz, abim." diye düzelttim. Bu sırada o odanın
perdesini açmakla meşguldü.
"Ne yapıyorsun?" dediğimde eski saat kulesinin
altında saklanan pisliği işaret etti. Şafak.
Ela Göz seri adımlarla üstündeki tişörtü
çıkarıp yere attı ve beni kendine doğru
çekti. Bu sefer söylemesine gerek kalmadan ne yapmaya
çalışacağını biliyordum.
"Seni öpmeyeceğim." Sesimin bu kadar soğuk
çıkması beni bile
şaşırtmıştı ama önemsemedim. Elimi
ensesine yerleştirip kafasını sola
yatırdım. Diğer elimle onu göğsünden
pencereye doğru ittirdim.
Tamam şu an dışardan kesinlikle bir şeyler
yapıyor gibi görünüyor olmalıydık. Neyseki
karşı tarafta ev falan yoktu. Babaannemi
komşularına rezil etmek istemem. Her neyse.
Görünüşte kalması sorun değildi ama ellerinin
tişörtümün altına kaydığını
hissedince onu durdurdum.
"Benim bir erkek arkadaşım var."
"İlk iki söyleyişinde bunu anlamıştım."
"O zaman bunu davranışlarına da yansıt."
Sesim otoriter çıkmıştı ama
başparmağını çenemin altında
dolaştırmaya başlamasına engel
olamamıştı.
"Seni gerçekten rahatsız mı ediyorum?" Hayır.
"Evet."
Gözlerindeki ifadeyi okuyamıyordum ve o da yardım
etmeyerek bir şey söylemedi. Yaklaşık iki dakika
yirmi yedi saniye öyle bakıştıktan sonra -evet
saydım- zil çalınca yerimden fırladım.
Babam, Ayaz malı gibi zili çalmadan gelmemişti
neyseki. "Kapıyı arkamdan geri kilitle ve burda kal."
dedim yüzüne bakmadan. "Ve lütfen tişörtünü giy."
Ona bakmamak için kendimi zorluyordum. O kadar yapılı
biri falan değildi gerçi kollarının güçlü
olduğunu bana kanıtlamıştı ama dev
çocuğun yanında zayıf kalırdı mesela.
Bakışlarım karnının altına
kaydı. Düşük bel giymek zorunda mıydyı ki?
Tanrım, V'si vardı. Adonisleri ve V'si. Gözlerimi
güçlükle ondan ayırdım. Kendine iyi bakabilse -en
azından temiz olsa- nefes kesebilecek biri olurdu. En az
İlyas kadar iyi görünürdü bence. Onu erkek
arkaşımla neden
karşılaştırıyorsam sanki? Onun gibi
tabi ki olamazdı.
İlyas Kaya.
Sevgilim, ilk erkek arkadaşım, ilk aşkım.
Babamla bile tanıştı inanabiliyor musunuz?
-babamın dünyanın en muhteşem ebeveyni
olduğundan bahsetmiş miydim?-
İlyas aklıma gelince suçlulukla Ela Göz'ün çıplak
göğsünü düşünmeyi bıraktım. Babamı
karşılayıp babaanneme sofra hazırlamada
yardım ederken odamdaki serserinin rahat durması için
dua ediyordum.
Babama "Yazın bile tüm gün çalışman kadar saçma
bir şey yok biliyorsun değil mi?" dediğimde o
yorgunlukla gülümsedi. "Brezilya'da ve güney kutbunun geri kalan
kısmında şu an kış."
"Brezilya'dan gelen müşterilerin mi var oha!!" dedim
şaşırarak. Herkes tepkime gülüştükten sonra
-ben de dahil- "Aç değilim, biraz uyuyacağım."
dedim.
Babam yemeğini bırakıp bana dönmüştü.
"İyi misin kızım?"
Neden herkes bana bunu soruyor?
Ağzındaki ekmeği çiğneyen abimin
"İyidir ya o öküz." demesiyle şalterlerim attı
yine. Ayaz mal mal bana bakarken geldiği yönü fark ettim.
Benim odamdan mı çıktı o?!?!?!?!
"Ağzında yemek varken konuşunca çok itici
oluyorsun." dediğimde babam onaylamaz bir şekilde bize
bakınca ikimiz de sus pus olduk. Babaannem endişeyle
babama baktı. "Süleyman nerde kaldı oğlum?"
"Maçtan sonra işçileri çay içmeye götürmüştür gelir
birazdan ana." Ben de diyorum babam çalıştı,
yoruldu. Maç izlemeye gitmiş ya bunlar. Bu arada hala
dedemin tam olarak ne iş yaptığını
bilmiyorum, bravo bana.
Sekerek geri dönerken odadaki kötü çocuk kilidi açsın diye
hafifçe kapıyı tıklattım.
"Açık." Sesi hep böyle monoton olmak zorunda mı? Sanki
duyguları yokmuş gibi.
"Sana kilitle demiştim!" Yastığı
suratına fırlattım. "Ya biri içeri girseydi?"
"Girdi zaten.
"???!!!" Gözlerim yuvalarından ciddi anlamda
fırlayacaktı.
"Aras mıydı?"
"Ayaz!" dedim öfkeyle. "Abim!"
"Beni fark etmedi, dolabın yanına saklandım."
O mal zaten bakar kör olduğu için sorun yoktu.
Suratına çarptığım yastığı
geri bıraktıktan sonra kapıyı kilitledim ve
sinirlerim yatışınca yatağa oturdum.
"Şimdi ne yapacağız?" dedim perdeyi aralayıp
sokağı izlediğini görünce.
Bakışları gözlerimi buldu. "Sen istediğini
yap ben seni koruyacağım." Sesindeki yoğunluk ne
zaman böyle konuşsa gözlerine de işliyordu ve ordan
benim gözlerime de...
Telefonumu cebimden çıkardım ve tuş kilidini
açıp ekranı ona doğru çevirdim.
Bana çok yakın davranıyordu -içini açmak gibi
değil, fiziksel olarak- bu yüzden böyle
davranamayacağını bilmesi gerekiyordu.
"Bu erkek arkadaşım ve şimdi onunla
konuşacağım lütfen sessiz ol." Yüzüme
bakmıyordu, omuz silkti.
*Sarışınım aranıyor..*
yazısını görünce boğazımı
temizledim ama hat düşmemişti.
*Aradığınız numaraya şu anda
ulaşılamıyor...* Vazgeçip sesli mesaj
bıraktım.
"Selam sevgilim ben Almi." Onu görmeyeli kaç hafta, kaç ay
oluyordu? O tanıdıktı, benim güvenli
sığınağımdı. Ona ihtiyacım
vardı
"Seni özledim. Beni uygun olunca ara. Haftaya dönüyorum, Nehir
parti vereceğini filan söylüyordu en son. Konuşuruz
tamam mı, seni seviyorum. Ara benii." dedim melodik bir
şekilde. Telefonu cebime attım ve az önce
suratıma bakmaya tenezzül etmezken şimdi dikkatle beni
izleyen bir çift gözün sahibine döndüm.
"İlginç bir şey mi var?"
"Onu seviyor musun?" İfadesi düşünceliydi.
"Tabi," dedim. "O benim erkek arkadaşım ayrıca
dünyadaki en düşünceli ve nazik insandır."
Güldü. "Kulağa gay gibi geliyor. Olmadığına
emin misin?"
Aptal! Sevgilim tabi ki gay falan değil. İlyas'la
aramdaki bağı bilmediği için böyle konuşuyor
işte. "Evet..o sadece..senin tam tersin." dediğimde
yine o düşünceli ifadesine büründü.
"O nasıl oluyor?"
"Sarı saçlar, mavi gözler bilirsin işte, en önemlisi
iyi çocuk. Kibar. Dost canlısı. Hem baksana ben senin
adını bile bilmiyorum." dedim bir anda
karşımdaki hiç tanımadığım
çocuğa bakarak.
"Ben kötü çocuk muyum?" dediğinde "Evet ama Cipriano,
Cameron veya Meriç gibi değil." dedim işaret
parmağımı havada sallayarak.
"Ne dediğin hakkında hiçbir fikrim yok."
"Roman..karakterleri." diye açıkladım. "Kız
çocuğa aşık olur amaçocuk uzak durmaya
kararlıdır. Sır saklar ve kötü davranır.
Sonra bir gün kız ipler koptu sanarken çocuk tüm
sırlarını anlatıp ona açılır.
Aslında kalbi parçalanmış, hasarlı küçük bir
çocuktur. Dıştan o kadar umursamaz görünmesine
rağmen. Kızla sevgili olurlar çok kavga
ediyorlardır ama hep tutkudan. Geri
barışıyorlardır, öyle ya da böyle sonsuza
dek aşkla yaşarlaar."
Tüm bu monoloğumdan sonra sorduğu soru ilginçti.
"Oğlan karanlık sırlarını kıza ne
zaman anlatıyor?"
"Artık dayanamayacak gibi hissettiğinde ve
kızın onu dinlemek için orada olduğunu
bildiğinde."
Karanlık sırlardan bahseden kimdi ki şimdi? Hem
beni gerçekten dinliyor muydu? Konuşurken ben bile kendimi
dinlemiyordum genelde.
Eğlenceli bir bakış belirdi suratında. "Bu
kadar şeyi nerden biliyorsun?"
"Çok kitap okurum, çok. E-kitaplar, forumlar, eski kitaplar.
Bulabildiğim her şeyi okurum."
"Favori kitabın ne?"
"Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini." dedim
heyecanla. Daha önce saçma anketler dışında kimse
bana en beğendiğim kitabın ne olduğunu
sormamıştı "Kadınların ne kadar cesur
olabileceğini anlatıyor. Senin en sevdiğin kitap
ne?"
Düşünür gibi yaptı. "Üç Silahşörler,
sanırım."
#Post#: 10--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 7:06 pm
---------------------------------------------------------
-8-
Düşünür gibi yaptı.
"Üç silahşörler, sanırım." deyince
duraksadım. "Okula gidiyor musun? Kaçıncı
sınıftasın?"
"Bilmem, gidiyor gibi mi görünüyorum?"
"Kaç yaşındasın?"
"Senden büyüğüm."
"Adın ne?"
"Önemli mi?"
"Sorularıma soruyla cevap vermeyi bırak!"
dediğimde ilgiyle "Bu seni kızdırdı
mı?" dedi.
"Evet." dedim sakince ama sonra ilgili gibi davranıp yine
soru sorarak benimle dalga geçtiğini fark ettim.
"Şunu yapmayı bırakacak mısın?"
Cebimden telefonumu çıkardım ve komidinin üstündeki
dolaşmış kulaklığıma elimi
attım.
"Bu kıyafetle mi uyuyacaksın?"
"Uyuyacağımı kim söyledi?"
"Uyumayacak mısın- hey tamam soru sormadım bak
öyle yapma." Elimdeki yastığı yerine
bıraktım.
"İyi. Arkanı dön." Gerçekten biraz uzanacaktım ve
üstümü değiştirmeliydim. Onu odadan
çıkartamazdım çünkü içerdekiler görebilirdi ve onu
odada bir daha yalnız bırakamazdım çünkü Ayaz
bile ikincisinde onu fark etmeyecek kadar mal değildi.
Sırıttı ve hareketsiz durmaya devam etti.
"Sana dedim ki-" Ağır ağır
arkasını dönerken valizimden en kapalı
pijamalarımı çıkardım: Pembe
ayıcıklı bir şort ve gri penye tişört.
Kıyafetleri elime alıp üstümdekileri çıkarmaya
başladım. Bana bakmaya çalışmıyordu
neyseki. Hatta arkasını dönmeye yeltenmemişti
bile. İç çamaşırlarımla
kaldığımda garip hissediyordum.
Şu an sırtını görebildiğim çocukla
kapısı kilitli bir odada yalnızdım,
yarıçıplaktım ha bir de giyinirken bildiğin
onun arkasını kesiyordum.
"Tamam, bitti." dediğimde hala dönmemişti. Bir saniye
sonra camda gözlerimiz kesişti. Dışarı
bakıyor gibi yapıp yansımamı izlemişti!
Yastığımı aldım ve cidden
canını acıtmaya çalışarak kafasına
geçirdim. Çok bir şey görmemişti üstümde tabiki iç
çamaşırlarım falan vardı ama sorun bunu
yapmış olmasıydı.
Bir süre sonra nefes nefese kaldığımda
boğazında bir iz bıraktığıma
emindim çünkü yatakta üstüne çıkmıştım ve
elimdeki yastıkla onu boğmaya
çalışıyordum.
Uzun ince parmakları zarif görünse de elleri en az
Ayaz'ınkiler kadar güçlüydü.
"Utanacağın bir şey yok, vücudun güzel."
dediğinde yastığı bir kenara
bırakıp onu direk ellerimle boğmaya
çalıştım.
Bir de utanmana gerek yok diyor ya, piç!
Ellerini benimkilerin üzerine yerleştirip boynundan
uzaklaştırırken göğsüm sinirden hala
hızla kalkıp iniyordu. Boğazını
kızartmıştım ama umrunda değil gibi
görünüyordu. Yavaşça ellerini belime yerleştirmeye
çalıştı.
Karnının üstünde oturuyordum ve beni öyle bir
tutuyordu ki arada kıyafetler falan olmasa işi
götürüyoruz diyeceğim.
Yüzünde çarpık bir gülüş oluştu. "Hemen üstümden
kalkmazsan yapacağım şeyler için üzülmem."
Az önce donup kalan ben şimdi de utançtan
kıpkırmızıya dönerken üstünden kalkmayı
akıl edebildim.
"Yataktan in."
Dediğimi yaparken ben geri yattım ve o ne
yapacağımı merak ederek beni izlemeye
başladı.
"Git pencereden arkadaşını falan izle.
Olmadı yerde yat. Hadi iyi geceler."
Kulaklığımı takıp ona arkamı
döndüm. Öfkemi atacak birkaç şarkıya ihtiyacım
vardı.
I wanna sex you up.
Asla olmaz.
Slave 4 U.
Oha şaka mı bu?
Stir Me Up.
Yetti artık.
Telefonumun şarkı
karıştırıcısına ve telefonumda
bunları bulundurduğum için kendime
saydırırken Sanatçılar > Avenged Sevenfold > Hail
to the King'i açtım. Nihayet düzgün bir şeyler.
Şimdi evimde olsam kalkar en saçma salak şarkıda
bile headbang yapmaya çalışırdım ama burda
babaannem bu ses ne deyip odaya girdiğinde uzaylı
gördüğünü sandığı için bir daha yapamam.
Ayrıca pencerenin yanında oturan kıçın
sahibi burdayken asla.
Gözucuyla ona bakarken benliğimi bir acıma duygusu
kapladı. Zaten sokaklarda filan yatıyor
olmalıydı, bir gece yatakta uyumak için içi gidiyordu
belki.
Ahh lanet olası vicdan! Seni ameliyatla falan
aldıramıyor muyuz?
Ayağa kalktım ve onu maalesef geri giydiği
tişörtünden sürükledim.
"Geç." Başımla yatağı işaret
etmiştim. Yastığın birini alarak ona ters
bir şekilde yatağa uzandım, neyseki iki
kişilik kocaman ve geniş bir yataktı.
Sıkışmayacağız yani.
Öncelikle oha! Ayakları o kadar kötü kokuyor ki şu an
ona kese atmak, kafasını içinde plastik ördek yüzen
bir küvete sokmak, banyo falan yaptırmak istiyorum ve bunu
düşünürken yüzüm kızarmıyor. Düşünün
artık ne kadar kirli. Ahh zavallı burnum!
Saçlarını dört defa şampuanlardım, kendi
köpüğümle temizlerdim ve- ve yuh ben ne diyorum böyle? Koku
beni fena çarpmış olmalı.
Başımı çevirmeme rağmen hala bayılacak
gibi hissediyorum. Otuduğum yerde doğruldum, beni
görünce o da aynı şekilde kalktı.
"Ayakların berbat kokuyor."
"Ah," dedi şaşkınlıkla. "Üzgünüm."
"Sorun değil." dedim ve bugün çok
hırpaladığımı düşündüğüm
yastığımı alarak geri yanına
uzandım. Müziğin sesi kısmalıydım belki
ama kısamazdım çünkü rock kısık sesle
dinlenmez bebeğim!
Somewhere I Belong (Ait Olduğum Bir Yer) çalarken üstünde R
yazan kulaklığı ona uzattım. "Linkin Park."
dedim yabancı müzik dinliyor mu hatta müzik dinliyor mu
diye düşünerek. "Sağlam gruptur." diye ekledim.
"Son albümleri berbattı." diye beni
şaşırttığında ikimiz de aynı
anda "Burn it down dışında ama." demiştik.
Sessizce kıkırdarken yüzümü ona doğru çevirdim.
Gözleri yakından o kadar güzeldi ki..
Ve kirli olsun ya da olmasın yüzüne düşen
saçlarını geriye ittirmek istiyordum.
Parmaklarımı yüzüne doğru
yaklaştırdığımda kendini geri çekti.
Ortamı değiştirmek için sanırım,
"Aitlik hissettiğin biri ya da bir şey var mı?"
dediğince "Ailem." dedim hiç düşünmeden. "Ve bu
şehir."
İnanın ya da inanmayın 4. sınıfta
şehrin diğer ucuna
taşındığımızda aylarca burayı
sevmemekte direnmiştim ama aradan 7 yıl geçti ce
buraya ait olduğumu kabul etmek zor değil artık.
"Senin?" diye sorduğumda hafifçe omuz silkti ama fark
etmiştim. "Sanırım yok."
Karıştırıcım sonraki hafta ona lanet
edeceğim şekilde sözleri ironik olan o
şarkıyı çalmaya başladı."
"Ben kötü bir kızım ve
Kalbim taştan yapıldı
Bu yüzden sus bebeğim
İnancımı çoktan kaybettim
Ben kötü biriyim
Sevgine değer değilim."
Gözlerimi ondan kaçırdım. Ona kötü olduğunu
söylemiştim ve onun tıpkı şarkıdaki
kız gibi olduğunu düşündüğümü biliyordu.
Titrekçe elimi kulağına görütüp
kulaklıklarımızı çıkardım ve
"Uyuyacağım."d dedim. Öyle de yaptım.
Birkaç saat sonra yarıkaranlıkta gözlerimi
açtığımda terden yapış yapış
olmuş ve sıcaktan uyanmıştım. O serseri
yanımdaydı ve ben bacaklarımı beline
dolamıştım. Elleri kalçamın üzerindeydi
benimkiler de onun çıplak göğsünde.
Yuh ya uyurken üstünü çıkarmış. Gözlerimi birkaç
kez kırpıştırdıktan sonra
bakışlarımı aşağıya
kaydırdım. Sadece boxer'ıyla mı uyuyor? Eh,
lanet olsun.
Elimi üstünden çekip yüzüne baktım.
Kaşlarını çatmıştı. Kim uyurken
bunu yapar ki? Hafifçe sırıttım, uyurken
arınmış gibiydi, neredeyse masum bile
görünüyordu.
Tedirginlikle dudağımı dişlerken
pamaklarımı gece karası saçlarına
uzattım ve yüzüne düşenleri geriye doğru çektim.
Bir an için nefesim kesildi.
Birkaç saat önce ona sapık olduğunu söyleyip
bağırmıştım ama asıl sapık
benim iç sesimdi. Şu an bana neler
fısıldıyor tahmin edemezsiniz..
Pencerenin önüne atılı kıyafetleri dikkatimi
çekti. O geri uyanıp gece boyunca pencereden çetedekileri
izlemiş olmalıydı. Yatmaya gelirken de pencereyi
kapatmış olacak ki havasız
kalmıştık.
Bacaklarımı da onunkilerden çekip nihayet
aramızdaki teması sıfıra indirgerken
gözlerimi yumdum.
Şu an bir erkekle yatıyordum. Aynı yatakta.
İlginçti ve fazlasıyla sıcak.
Gece gece ne kadar da çok düşünüyordum böyle?
Uyu Almira, dedim. Sabah olunca her şer biterdi değil
mi? Güneş doğduğunda geceden kalma her şey
biterdi.
**
#Post#: 11--------------------------------------------------
Re: İz Bırakanlar
DIR By: suestillplaying
Date: September 17, 2015, 7:08 pm
---------------------------------------------------------
-9-
Günün ilk ışıklarıyla gözümü
açtığımda iki kişilik geniş bir yatakta
yayılarak tek başıma uzanıyordum.
Evet, tek başıma.
O serseri bana haber vermeden çekip gitmişti. Gözlerimi
kırpıştırarak hala kilitli duran kapıya
baktım.
Oha, camdan atlamış manyak. Gerçi ilk kattayız ya
benim bile atlamışlığım var burdan.
Tamam, sakin.
Telefonumu elime aldım ama ona ulaşacak bir numaraya
sahip olmadığımı
şaşkınlıkla hatırladım.
Adını bile bilmiyordum ki.
Yanıp sönen ekran İlyas'tan gelen 3 cevapsız
aramayı ve 2 sesli mesajı işaret ediyordu.
Gülümsemem suratıma yayılırken hevesle ilkini
açtım.
"Merhaba Almi, seni ben de özledim. Haftaya perşembe
dönüyorum partiden önce şehre yetişeceğim yani.
Bu arada Nehir'in doğumgünü falan mı? Hediye almam
lazım mı? Güzel şeyler var burda, halledebilirim.
Ve pekala iyi haber yakınlarda bir internet
kaynağı buldum, akşam Skype açalım seni
görmek istiyorum."
İlyas'ın sesini hülyalı hülyalı dinlerken o
da mesajını bitirip kapattı. Merakla ikinci ses
kaydını açtım. "Bu arada, Not: Seni seviyorum."
Kıkırdayarak birlikte ilk izlediğimiz filmin Not:
Seni Seviyorum olduğu aklıma geldi. Bunu
hatırlıyor olmasını seviyordum, onu
seviyordum.
Tamam ben abartılı biri değilim hatta genel
olarak kendimi incelediğimde sıradan birinden
farklı hiçbir özelliğim yok,
tutamadığım çenem ve köpek
balığına kafa atmaya çalışan japon
balığının pervasızlığına
sahip olmam dışında.
Diyeceğim o ki ben hep İlyas'ın yanında
yürürken parmakla gösterilen 'o şanslı sürtük!'
olmuştum. İnsanlar ne derse desin aynaya
baktığımda gördüğüm kusurlara rağmen
kendimi güzel buluyordum ben. Eğer siz kendinizi
olduğunuz gibi kabul ederseniz başkaları da sizi
öyle görür.
Her şey kendine saygıyla başlıyor yani
aslında. Benim özgüven kaynağım da İlyas
olmuştu mesela. Kendimde gerçekten sevilecek bir
şeyler olduğunu fark etmem onun beni sevmesiyle
başlamıştı. O, beni hiç kimsenin
yapamadığı kadar severdi.
Ben bu kadar şeyi hak edecek nitelikte biri olmasam bile.
Kocaman ve saf altından bir kalbi vardı onun.
Tüm o insanlar bir konuda haklıydı. Onu bulduğum
için şanslıydım. İlyas'tan önce babam
dışında tüm erkeklerin birer moron ve
gerizekalı olduğunu düşünüyordum, bu konuda o
beni yanıltmıştı.
İlyas'tan bu kadar bahsediyorum ama gariptir ki son bir
buçuk aydır onu görmemiş olmama rağmen kendimi
eksik hissetmiyorum. O benim için dünyadaki en önemli
insanlardan biri. Tamam onu seviyorum, onu özledim, yine onu
seviyorum ama ona gerçekten aşık mıyım?
En az o piçler kadar kötüsün Almira, dedi iç sesim. Çocuk sana
seni seviyorum diyor sen, gidince eksik hissetmedim şey
olup gitse umrumda olmaz diyorsun.
Öyle demedim, diye homurdandım. İç sesim akıl
almaz bir sürtük.
Telefonu bırakıp odamdan çıktım. Bugün
cumartesi olduğu için tüm ahali evdeydi. Babam ve abimin
kaldığı odaya girerken -babaannemlere onlardan
önce gelip yerleşmenin yararları, ben tek
başıma kalıyorum- parmak uçlarımda
yürüyordum. MP4'ümü açarken Ayaz'ın yatağına
zıpladım. Boyfriend son ses odada
yankılanıyordu.
"If I was your boyfriend I'd never let you goo!"
Bağırarak eşlik ediyordum. Ayaz
ayağımdan tutup beni düşürmeye
çalıştı ama ben ondan daha
hızlıydım.
"If Ayaz's my boyfriend I'd never let him go. Mal-o-ya,
mal-o-ya, yeaah girl!"
Sonunda abim küfürler saçıp kalkarken yan yatağa
zıpladım ve hala uyanmamakta direnip yastıkla
kulaklarını kapatmaya çalışan babama
kahkahalarla baktım. Bu sefer de Superbass'i söyleyip ördek
dansı yapmaya başladım. Babam tıpkı
abim gibi -cidden aynısı yalnız-
kaşlarını çatıp homurdanmaya
başlayınca yere zıplayıp "Burda işim
bitti!" dedim.
Odanın kapısından bizi izleyen babaannem
"İki çocuğu birden idare etmek zor olmuyor mu?"
dediğinde kıkırdadım. "İdare ediyorum
işte."
Mutfakta kahvaltıyı hazırlarken babam, Ayaz'a
tuvaleti önce kapmasıyla ilgili bir şeyler
saydırıyordu.
"Sen olmasan bunları hayatta uyandıramazdım ben.
Kıyamam."
"Ben gayet kıyarım. Kıvırcıklara
ölüüm!" dedim tekrar gülmeye başlayarak. Şu an
ikisinin saçı da kıvrılamayacak kısa olsa da
babam ve abim güzel lahana kafalara sahipti. Benim aksime.
Benim saçlarım tıpkı anneminkiler gibi düzdü
ağız ve burun yapımda onunkine benziyordu ama
geri kalan her şeyimi baba tarafından
almıştım. Bazen babaannem beni
kızdırmak için inadımı annemden
aldığımı söylerdi gerçi. Her neyse.
O kadından tek bir gen bile istemiyorum. Ayrıca
babaannemin gençlik fotoğraflarını görünce dilim
yere yapışmıştı, çok canlar
yakmış olmalıydı. Büyükbabam da mahallenin
en yiğit delikanlısıymış duyduğum
aile anılarına göre.
İstediğiniz kadar o taraftan gen verebilirsiniz yani,
sorun etmem.
Babam, abime "Telefonunla oyun falan mı oynuyorsun sen
orda?" deyince gözlerimi devirdim. "Yan tarafta bir tuvalet daha
var baba."
Saçlarını kaşıyıp yürürken bu komik
hallerine gülüyordum. Bir tek büyükbaba sorunsuzca
uyanmıştı. Herkes yerleşince kendim
dışımdakilerin bardaklarına çay doldurdum.
Babam, babasıyla bilmem kaç gün sonraki derbi hakkında
koyu bir sohbetteydi.
"Erkekler daimaçocuk kalır." diye
mırıldandım, kimsenin duyamayacağı
şekilde tabiki.
Bugün güzel bir gündü.
Ayaz çatalını bırakıp bana döndü. "Deli
misin kızım niye kendi kendine gülüyorsun sen?"
"Senin tipine güldüm. Suya atsak yüzersin o derece kayık
yani." dediğimde "Dün gece kiminle konuşuyordun sen?"
diye sordu bana aldırmayıp.
"Kimseylee."
"Duydum işte. Kimle diyorum?"
"Beni mi dinliyordun ya sen!"
"O İlyas denen gerzekle değil mi?"
"Ona böyle diyemezsin ayrıca kendi sevgiline bak sen!" diye
sataştığımda olayı klasik bir
kardeş kavgasına çevirip rahatlamıştım.
Masadakilerin abimle saç baş dalacağımız
kadar birbirmizi deli etmemizi fark etmemeleri ne garip
değil mi?
Ama, hayır. Çünkü futbol çok önemli bir konu (!) Neyse ne
işte.
O serserinin odamda kaldığını bilmiyor
olduğu sürece sorun yok. Bu arada abimin kız
arkadaşı - Mal-o-ya, sabah şarkıda
bahsettiğim vatandaş olur kendileri-
tanıdığım en saçma insanlar listesinin
flamasını taşıyor.
Adı Manolya ve kendine Venüs dedirttiriyor. Aptal biri.
Üstelik kokoş ve abimden iki yaş büyük. Öyle bir
makyaj yapıyor ki sanırsın suratı filli
boyanın reklam çekimlerinde duvar niyetine
kullanılmış.
Yine de abimin neden onunla birlikte olduğunu anlamak zor
değil çünkü Manolya anaç biri ve abim de tıpkı
benim gibi annesiz büyüdü.
"Venüs seninle yemeğe çıkmamızı istiyor."
dedi abim nihayet ikimizin de öfkesi dinince.
Tam hayır diyecekken aklımdan bin bir türlü cinlik
geldi geçti. Çok piç bir insanım.
"Tabii, çok isterim abicim yaa." dedim kirpiklerimi
kırpıştırarak.
Elime düştün Venüs Hanım!
Ayaz ona abicim, dememin şokunu bir köşede atlatmaya
çalışadursun benim aklımda o an çok başka
biri vardı.
Adını bile bilmediğim biri.
Ona Ela Göz demeyeceğim çünkü kulağa Doktorlar'dan
fırlama bir Yasemin Ergene canlanıyor gözümde.
Adını öğrenene kadar o piçten bahsederken Athos
diyeceğim.
*Yazarın Notu: Athos, Üç Silahşörler'deki
silahşörlerden biri*
Şafak artık beni takip etmiyordu -şükürler olsun-
ve onu bir daha göremeyecektim. Ela gö- Athos kötüydü, kirliydi.
Muhtemel bir hırsız veya katil.
Ayrıca parlak ela gözlerinin derinliklerinin ardında
sakladığı sırları vardı. Ondan
nefret ediyor biraz da -tamam bayağı bayağı-
korkuyordum.
Ama..
Bana bir teşekkür fırsatı bırakamadan
gitmişti, üstelik ben gece boyunca onunla birlikte
uyumuştum. O gece benimle gerçekten konuşmuştu,
onu tanımaya başlayacaktım belki de.
Şimdiyse gitmişti.
Pencereden yola baktım. Köprünün üstünden geçen
arabaların oluşturduğu yoğun araç
trafiği dışında sokak bomboştu.
Athos'a borçlu kalmak istemiyordum ama yapabileceğim bir
şey de yoktu. O gitmişti.
Sofradaki artıklardan kedilerin yiyebileceklerini
düşündüğüm birkaçını ıslatıp
aşağıya götürürken beyaz tüyleri olan bir kedi
olsam hayatın ne kadar basit olacağını
düşünüyordum.
*****************************************************
Page 1 of 2
DIR Next Page